HİPNOZ

BİLİNÇALTINDAN BİLİNCE BİR PENCERE

YUNAN MİTOLOJİSİNDE UYKU TANRISI; KANATLI BİR GENÇ OLARAK TASVİR EDİLEN HİPNOZ, YORGUN İNSANLARIN ALINLARINA SİHİRLİ DEĞNEĞİ İLE DEĞMEK,KARANLIK KANATLARI İLE YELPAZELEMEK YA DA BİR BOYNUZDAN, KİŞİLERİN ÜZERİNE UYKU VERİCİ BİR MADDE DÖKMEK SURETİYLE UYKU VERİR.

HİPNOZ NE DEĞİLDİR?

TÜMÜYLE KENDİNİ KAYBETME HALİ DEĞİLDİR, BİLİNÇLE BAĞ MEVCUTTUR.
UYUMA VE UYANINCA BİR ANDA DEĞİŞME HALİ DEĞİLDİR, TELKİNLERİN ETKİSİ ZAMAN İÇİNDE KENDİNİ GÖSTERİR.
BEYİNE YA DA ORGANİZMANIN HER HANGİ BİR BÖLGESİNE ZARAR VERİCİ DEĞİLDİR.
UNUTMADA KULLANILMAZ.

HİPNOZ NEDİR?

UYKUYLA-UYANIKLIK ARASINDA BİR HALDİR.
FARKINDALIK KAZANMADA ETKİLİ BİR YOLDUR.
İÇ DÜNYAMIZA YAPTIĞIMIZ BİR YOLCULUKTUR.
MADALYONUN DİĞER YÜZÜNÜ GÖSTERECİLEN BİR ARAÇTIR.

HİPNOZ SÖZLÜĞÜ

SUJE: KENDİSİNE HİPNOZ UYGULANAN KİŞİ
HİPNOTİZÖR:HİPNOZU UYGULAYAN KİŞİ
LETARJİ:UYUŞUKLUK HALİ VE HİPNOZUN İLK EVRESİ
KATALEPSİ:DONUP KALMA HALİ VE HİPNOZUN İKİNCİ EVRESİ
SOMNAMBUL:HİPNOTİK TRANSIN EN DERİN EVRESİ

ÖZEL HİPNOZ HALLERİ VEYA HİPNOZA BENZEYEN DURUMLAR

1-YOL VE DİREKSİYON HİPNOZU: Monoton uyaranlar hipnotik transı kolaylaştırır.
2-TELEVİZYON HİPNOZU:Aşırı odaklanma hali de transı hızlandırır.
3-ANNENİN VEYA DEĞİRMENCİNİN SELEKTİF HİPNOZU: Annenin bebeğinin sesiyle hemen uyanma halidir. Değirmenci de gürültülü bir ortamda uyur ancak değirmen durursa hemen uyanır.

2 Grup İnsan Hipnotik Transta Zorlanır

  • IQ su düşük olanlar
  • İnatçılar
  • Hipnoz ne İşe yarar?
  • Rahatlamayı Sağlar.
  • Kişilik Bozukluklarının tedavisinde kullanılır.
  • Davranış bozukluklarının tedavisinde etkilidir.
  • Kötü alışkanlıkların terk edilmesinde etkilidir.
  • Daha derin ve rahat bir uyku sağlar.
  • Anestezi yerine kullanılabilir.
  • Fobilerin tedavisinde etkilidir.
  • Yaşam kalitesini arttırır.
  • Ağrı kontrolünde etkilidir.
  • Kaygıları azaltmayı sağlar.
  • Kronik sorunların çözümünde etkilidir.
  • Dikkat, konsantrasyon ve motivasyonu attırır.
  • Hastalıkların önlenmesinde de etkilidir.
  • Zihin-beden dengesini sağlar.

PARALEL İLİŞKİLER

blank

Digital çağa adım atmak hayatın her alanını kolaylaştırdı kolaylaştırmasına ama böylesine hızlı iletişebilmek karşılanmayan duygusal ihtiyaçları farklı yollardan tamamlama çabasını da beraberinde getirdi. Eskiden sevgiliye bir mektup yazılır günler sonra cevabı gelirken şimdi dakikalar içinde birden fazlasını yazmak mümkün oldu. Beklemenin yarattığı heyecanla karışık tatlı duygu artık yalnızca saniyeler sürebiliyor.

Yoğunuz o kadar yoğunuz ki, mailler, kişisel profiller, sosyal medya derken günün büyük bölümünü online geçiriyoruz. Duygularımız, yaşadıklarımız, gezdiklerimiz, gördüklerimiz, yasımız, sevincimiz her şey ulu orta yaşanıyor. Kimi zaman ilan ettiklerimiz birilerine dokunuyor, temas başlıyor. Kimi zaman edemediklerimiz pas geçiyor, farklı farkındalıklara erişiliyor. Paylaşılan onca yazı, söz, karikatür, müzik içimizde bir yerlerde yeni uyanışlar yaratıyor. Uyanış, karşılanmayan duygusal ihtiyaçları gözden geçiriyor ve sonunda illaki bir eksik buluyor.

Şimdide yaşanan ilişkilerin çoğu seri ve 2 uçlu ya bol şikayetli, çabuk gitmeli- bitmeli, bol çatışmalı ki bu daha ilişkiyi oldurtma çabasında olanlarınki; ya da sıfır temaslı, sessiz-sedasız, herkes halinden memnun düzen değişmez artık kabul edilmiş durumda olanlar var. İşte tam da bunları yaşarken, benzerine maruz kalan ötekiyle karşılaşmalar başlıyor veya hiç yaşamayanla kıyas kabul etmez çarpışmalar.

Bugünlerde ötekini hayatına almanın yeni bir şekli var: Paralel İlişkiler. Birbirini sonsuza dek kesmeyen iki doğru gibi paralel ilerleyen ilişkiler… Sonsuza dek birlikte olma gibi bir beklentileri yok, kaprisleri yok, ısrarları yok, inatları yok. Çoğu kez fiziksel temasları bile yok, buluşmaları nadir, yalnızca online temasları var, o da içlerinden geldiği zaman, görev gibi her anda değil. Niye aramadın, niye mesaj atmadın, niye haber vermedin’ leri de yok. Prematüre güven yok, enlemesine boylamasına sohbet var- gündelik rutinden değil yalnızca hayata dair her şeyden- , konuşurken gözlerinin içine bakmak var, eline telefon veya tablet alınca ötekinden özür dileyip izin alma nezaketi var, sabır var, telaş yok. Çok ütopik geliyor di mi? İlişkiler digitalleşmeden önce ilişkinin doğası zaten böyle değil miydi? Kolay ulaşılabilir olmak her açıdan ilişkiyi kolaylaştırmadı mı?
Elimizde ne var, kolaylaşırken yoğunluğunu kaybeden ilişkiler, zamanı dar, sabrı az partnerler var. Var olan ilişkinin bir ikamesi gibi görünse de paralel ilişkiler aslında hepimizin özlediği içi dolu, hayaldi gerçek oldu dediği ilişkilerin ta kendisi. Biraz nostaljik belki ama asıl ütopya asıl ilişkimizi paralel ilişki formunda yaşayabilmek gerektiğidir.

Tüm digitalleri kapatıp, durup düşünmeli; karşılanmayan duygusal ihtiyacımız ne ve bunu partnerimizden talep edebilecek kadar ilişkiye izin veriyor muyuz? Yoksa o böyle biri değişmez deyip ötekinden mi talep ediyoruz? Kimse sadece ‘’böyle biri ‘’ değildir, içinde göremediklerimizi de barındırır, bazen yanınızdakine bir paralel durup bakabilmek gerekir. Tüm görevlerden, rollerden, beklentilerden, arzulardan bağımsız tam karşıdan paralel bakabilmek diyorum.

Denemeye değer!

Mutlu Baba’ lar Günü!

blank

Yardımcı oyuncu rolünde gibidir başta, nasıl dokunacağını, nasıl seveceğini, nasıl ilgi göstereceğini bilemeyen adam… Sonra birdenbire bir gülücüğümüzle, bir parmağını minik avuç içimizin sıcaklığıyla tanıştırmamızla ilk yakınlığımızı kurduğumuz, koynunun kokusunda uyuyakaldığımız babamız…

Büyüdükçe bizi niye bu kadar çok korumaya çalıştığını fazlasıyla anladığımız, belki en çok çatıştığımız, yüzümüze gerçekleri en çok vuran, ama kocaman sarılmasına çok ihtiyaç duyduğumuz, büyük bir dağ, gölgesine yaslandığımız kocaman bir çınar…

Kahramanımız…

Uff, eyvah babam derken, ah babam, keşke burada olsa dediğimiz…

Baba evi, güvenli liman…

Biz büyüdükçe sarılmayı öğrenen, biz büyüdükçe sevmeyi pekiştiren, büyükbaba olunca da şımartmayı bilen , birlikte büyüdüğümüz…

Daha sıcak, daha korkusuz, daha rahat ve daha yakın ilişkilerle babalarımızla her günün tadına varabilmek dileğiyle…

Mutlu BABALAR GÜNÜ!

Kişi aşırı stres durumunda ne yapmalıdır?

blank

Uzman Psikolog Gülşah Beştav

Aşırı stres durumunda yapılması gerekenlerin formülü yoktur. Herkesin kendine özgü stresle baş etme teknikleri vardır. Günlük stresle başa çıkabilmek için günü iyi planlamak, zamanla olan sorunları iyi düzenlemek bu streslerle başa çıkmanın en kolay yoludur.

Büyümek, evlenmek gibi gelişimsel stresler de olabilir. Stres bu noktada soruna dönüşüyorsa, sosyal destekler arttırılmalı, ek olarak da psikolojik destek alınmasında fayda vardır.

Felaketler, ölümler, yaslar, kayıplar, doğum gibi hayatın köşe taşlarıyla başa çıkarken de, etrafımızdaki insanların yanımızda olması stresle başa çıkmada çok daha iyi etkiler yaratmaktadır.

Stresle nasıl başa çıkılır?

blank

Gülşah Beştav

Stresle başa çıkabilmek için kendi öz potansiyelinizi iyi tanımlamanız, gerçek dışı beklentileri ortadan kaldırmanız gerekir. Gerçekçi beklentiler stressiz bir yaşam için en önemli tedbirlerden bir tanesidir.

Bir işi ertelemeden o an sonlandırmak ve mümkün olduğunca elinizden geleni yapmak doğru olacaktır. Mükemmeliyetçi yaklaşımı ortadan kaldırmak için yeterince iyi olsun yeter kavramı hayata yerleştirilmelidir. Zihin boşaltılabilecek güvenli yerler edinmek, stresle baş ederken kafanızı boşaltmanız için yardımcı olabilir. Nefes çalışmalarını öğrenmek, nefesle bedeni dengeleyen yoga gibi etkinlikleri hayatınıza yerleştirmek faydalı olur.

PANİK BOZUKLUĞU VE PANİK ATAK

blank

Beklenmedik bir anda ve kendiliğinden ortaya çıkan panik nöbetleriyle seyreden bir hastalıktır. Psikolojik yönden yoğun duyguların neden olduğu, beklenmedik bir anda kendiliğinden birdenbire ortaya çıkan, kişide korku ve huzursuzluk yaratan “panik nöbetleri”yle seyreder. Kişinin yaşadığı yoğun anksiyete ve özellikle “tehlikede olduğu” yaşantısı hastalığın psikolojik görünümünü oluşturur ve kişinin o ortamdan kaçmasına ya da kaçınmasına neden olur.

Kişi genellikle ilk panik atağı geçirdiği ortama bir daha girmemeye çalışır, çünkü o ortamın yeni atakların oluşmasına neden olabileceğini düşünür. Ancak bu kaçınma davranışı zamanla kişinin sosyal yaşamını kısıtlar, sonuçta evinden çıkamamasına hatta evinde bile yalnız kalamamasına yol açar. Bu durumda artık “agorafobiyle birlikte panik bozukluğu” halini alabilir.

Panik atak yaşayanlarda, çarpıntı, soluğun kesilmesi, yeterince soluk alamama ve hava açlığı duygusu, nefes darlığı, boğuluyor gibi olma, boğazda tıkanma hissi, yutkunamama, baş dönmesi, çevredeki nesnelerin bulanık ya da yüzer gibi hareket ediyormuş şeklinde algılanması, bayılacak gibi olma, titreme, sarsılma, terleme, bulantı, mide ve karın içinde kıpırtı, karın ağrısı, uyuşma, istirahat durumunda da gelebilen, egzersizle ilişkisi olmayan ve daha çok sol kola, omuza ve koltuk altına yayılan birkaç saniye süreli, yineleyen göğüs ağrısı, uyuşma, karıncalanma, ateş basması, ürperme, tüylerin diken diken olması, zihin bulanıklığı gibi bedensel belirtiler ortaya çıkar. Tüm bunlar kişideki uyarılmışlık halini artırdığından hasta tüm antenlerini kendine çevirip kendini izlemeye varmadığı önemsiz değişiklikleri bile hisseder, hem de bunların hissedilmesi, uyarılmışlık halini daha da artırır. Özetle artık kısır bir döngü içine girmiştir ve gelecekte de benzer atakları geçirebileceği endişesiyle korkulu bir bekleyiş içindedir (Prof. Dr. Erdal IŞIK, Nevrozlar, Ankara, 1996)

DSM-IV PANİK ATAĞI TANI ÖLÇÜTLERİ

Aşağıdaki belirtilerden en az dördünün (ya da daha fazlasının), ani olarak başladığı ve 10 dakika içinde en yüksek düzeyine ulaştığı, yoğun bir korku ya da rahatsızlık döneminin olması:

  • Çarpıntı, kalp atımarının ya da kalp atım hızında artma olması
  • Terleme
  • Titreme
  • Nefes darlığı ya da boğulma hissi
  • Soluk kesilmesi
  • Göğüs ağrısı ya da göğüste sıkıntı hissi
  • Bulantı ya da karın ağrısı
  • Baş dönmesi, dengesizlik ve sersemlik hissi ya da bayılacakmış gibi olma
  • Derealizasyon (gerçeklik dışı duyguları) ya da depersonalizasyon (benliğinden ayrılmış olma duyguları)
  • Kontrolünü kaybedeceği ya da çıldıracağı korkusu
  • Ölüm korkusu
  • Paresteziler (uyuşma ya da karıncalanma hissi)
  • Üşüme ya da ateş basmalar

Panik bozukluğu ve panik atak tanısı almış hastaların durumları değerlendirildikten sonra yoğun psikoterapi sürecinde, ilk hedef olarak danışandaki panik atak nöbetlerini kaldırmaya yönelik seanslar düzenlenmelidir. Hedeflerden bir diğeri ise hastanın tanısına eşlik eden herhangi bir psikiyatrik durumun eşlik edip etmediğinin araştırılmasıdır. Semptomları düzenlemede ilaç tedavisi işlev kaybının geri kazandırılmasında önemli bir fayda sağlar.

Hipnoterapi :Bu yöntemi daha çok panik bozukluğu ve panik atak hastalarında relaksasyon (rahatlama) amaçlı olarak uzmanlar tarafından kullanılmaktadır. Kişinin kendisini daha rahat, daha huzurlu hissetmesine yönelik telkinler verilerek sosyal hayatına devam etmesi amaçlanmaktadır.

Nefes Terapisi: Bu yöntemle panik bozukluğu ve panik atak hastalarına nefeslerini doğru kullanmaları yönünde eğitim verilerek, daha sakin ve daha etkin sakinleşme sağlamak için belli teknikler öğretilmektedir.

Yoga &Meditasyon: Ruhsal&bedensel ve zihinsel enerjiyi dengelemede ve panik duygusuyla başetmede etkinliği kanıtlanmıştır.

Sonuç olarak, panik bozukluk/panik atak uzun süreli ve çok boyutlu üzerinde durulması gereken, kişinin rutin hayatını sekteye uğratan bir sorundur.

Depresyon Dediğin Nedir?

blank

Şarkılarımızda, dilimizde hep bir depresyondayım, depresyona girdim, depresyondan çıktım. Peki gerçekten depresyon nedir?

Depresif Durumun Belirtileri

*İlgi ve istek kaybı *Belirgin kilo değişimi *Konsantrasyon kaybı

*Uykuda değişim *Enerji azlığı *Değersizlik ve boşluk hissi

*Huzursuzluk *Öfke *Hatırlamada zorlantı

Kısa Bilgi; Araştırma Sonuçlarına Göre

*Pek çok kişi 20-30 yaş arası ilk kez deneyimler. *Kadınlar depresyona erkeklerden 2 kat daha eğilimlidir.
*Her 10 kişiden 1’i hayatı boyunca bir kez depresyon yaşamaktadır.
Risk!

*Ailesinde depresyon öyküsü olanlar, iş kaybı, sosyo-ekonomik düzeyin düşük olması ve sosyal izolasyon gibi stresli yaşantılar

*Madde ve alkol bağımlılığı olanlarda depresyona daha fazla rastlanmaktadır.

Kanıta dayalı çalışmalarda;*Psikoterapi ve ilaç tedavisinin birlikte yürütüldüğü tedavi planlarının daha etkili olduğu sonucuna varılmıştır. *Depresyonun farklı tanıları vardır; Distimik depresyon(kronikleşmiş depresyon gibi, belirli süreçlerde tekrarlayan,örn: Premenstural sendromla gelen ya da bahar depresyonu gibi; Majör depresyon (Kişinin tüm işlevlerini %50 ‘den fazla kaybetmesine yol açan sert bir tablo); Lohusa depresyonu,Yas sonrası depresyonu ya da bipolar örüntünün depresyonu birbirinden farklıdır. Tedavi bu ayrımların yapılması ve ona uygun ilaç tedavisi ve psikoterapi modelleri belirlenmesi ile şekillenir. Uzman desteği almak uyku, iştah, üretkenlik (iş yapma ve sevme kapasitesi) ve cinsel istek de bozulma eğer ki normal rutindekinden %50 ve fazlası ise mutlaka önerilir. *Kendi kendinize depresyonla başa çıkmada beş etkili önerim; -Her gün en az yarım saat yürüyüş yapın, ama sessizlik meditasyonuyla yapın. Yani müzik dinlemeden, telefonla konuşmadan, biriyle konuşmadan, tek başınıza kendinizle baş başa kalarak yürüyün.
-Her gün keyifli bir banyo rutini düzenleyin. Birgün kese, birgün saç bakımı, birgün cilt bakımı, birgün aromaterapi, birgün bornozla uzanıp uyuma canınız istemese de düzene koydunuz mu rutininiz olur. Depresyonda görülen kendine bakım vermek istememe halinden uzaklaştırır. Yapamıyorsanız yakın arkadaşlarınızdan yardım isteyin, bırakın saçınızı tarasınlar, size masaj yapsınlar, ne yapabilirlerse…

-Söz içeren müzikler dinlemeyin, senfonik, klasik ya da kendi seçimiz her neyse. İçinde söz olmasın, bırakın sözcükleri kısıtlamayın zihniniz kendi şarkısını yazsın.

-Zayıf taraflarınızdan değil, güçlü taraflarınızdan tutun, ancak böyle ilerlersiniz, aksi halde zayıf taraf elimizde kalır di mi?

-Güçlü, başarılı,mükemmel,layık, terfi etmiş,kazanmış,zengin,güzel olmak zorunda değilsiniz. Sadece yaşama dahil olmalısınız, olduğunuz gibi hiçbir sıfata sahip olmaksızın, ‘’sen’’ olarak.

Depresyonun hayatınızı değiştirmek için bir neden olduğunu görün ve şimdiye odaklanın, bunu yeni bir yaşam planı için acil bir çağrı olduğunu bilin.

Değişim, Değişeyim ama Nasıl?

blank

Değişim, Değişeyim ama Nasıl?

Değişmeyi, değiştirmeyi hepimiz çok isteriz, hadi biraz hangi dönemlerden geçerek ve nasıl DEĞİŞİM konusunda farkındalığımızı arttırabiliriz bir bakalım.

1-Niyet Öncesi

Henüz bir problem var algısı yoktur, inkar eder ve davranışınla ilgili mantığa uydurma çabalarını sürdürürsün. Herhangi bir değişim denemesi yaptıysan bile çok hızlı bir şekilde vazgeçer, bırakamazsın.

Sigara içenlerin ‘’bir tek sigaram var, ben dudak tiryakisiyim, içime çekmiyorum ki ‘’cümlesi gibi.

‘’Benim bir sorunum yok, insanlar beni bu hale getiriyor’’ gibi. Hep haklı, değişmene gerek yok çünkü ortada bir problem yok.

‘’Terapi mi ,benim ihtiyacım yok ki!’’

‘’Hih , ben deli miyim ki, terapiye gideyim?’’

2-Niyet Ettim

Değişim isteğin başlamıştır, ama diğer yandan da denemeler istenilen sonuca ulaşmamış veya başlamadan bitmiştir, yani ikircikli bir tavrın vardır artık.

Davranış devam eder, sen direncini sürdürürsün. Aslında iki adım ileri bir adım geri dönemidir.

Söz verip bir daha asla yapmayacağım dediklerimize sonradan n’apıyım olmuyor değiştiremiyorum dememiz gibi.

‘’Bir kere gittim anlattım çözülmedi… ‘’

‘’Terapiye gitmeyi istiyorum ama zamanım yok!’’

3-Hazırlık Yapayım

Artık değişim kararı konusunda netsindir, nerden başlaman gerektiği konusunda destek isteyebilirsin. Belki daha fazla yardım isteyebilir, yakın olduğun birilerine açılabilirsin. Sadece komşunun, yakın arkadaşının ya da işte birilerinin önerdiği antidepresanları içeyim deme. Mutlaka psikiyatrik muayeneden geçip ilaç gerekliyse, sana uygun olanını iç. Ya da falcıya gideyim açılırım, sülük tedavisi olayım rahatlarım gibi teknikler yerine, illa deneyeceksen alternatif tıbba yönelmeyi dene. Akupunktur, homeopati, hipnoterapi gibi alternatif tedavilerde iyi gelebilir. Unutma herkes herkese iyi gelmez sana iyi geleni bul.

‘’Sence ben biraz…. biri miyim?’’ diye sormaya başlamış olabilirsin.

‘’Tanıdığın bir psikolog var mı?’’

4-Eylem-Harekete Geç

Davranışını değiştirmek için harekete geçtin ve seni engelleyen her şeyden kaçınmaya başladın. Değişim başlasın istiyorsun ve bunun için var gücünle çabalıyorsun. Enerjini doğru kullan ve değişimin hemen olması konusunda aceleci olma. Beklentin çok yüksek olmasın yoksa prematüre güven kazanır sonra tekrar eski haline dönersin. Yavaş yavaş sürece yayarak değişim gerçekleşirse, daha kalıcı olur.

‘’Artık buna bir son verdim, başka bir hayat mümkünmüş’’

‘’Ya ben nasıl yıllarca sigara içebilmişim.’’

5-Sürdürmek Lazım

Değişim başladı ve devam ediyor, şimdi değişimin keyfini sürmenin zamanıdır. Değişimin hayatına yerleşmesi için yeni düzenlemeler yapmanın ve değişime hayatında kalıcı bir yer açmanın tam sırası.

‘’Son 6 aydır her sabah yarım saat yürüyüş yapıyorum.’’

Birkaç seans terapi, yeni başlanan bir ilaç bir anda değişim sağlamaz. Psikoterapilerde ortalama 5-6. Seanstan sonra, ilaç tedavilerinde de 14-21 gün sonra değişim başlar.

6-Nüksetme-Etme-Etme

Bazen bir değişim zaman içinde tekrardan sil baştan olabilir. Ve geçtiğimiz 5 süreç yeniden başlayabilir. Genellikle davranışa bir kez geri döndüğünde olmadı ben aynı benim diye moraliniz bozulabilir ve bu durum başa dönmenin sebebi olabilir. Birkaç kez geri dönüş nüksetme anlamına gelmez, geri gelmek için değil yalnızca eski dostu özlemiş olabilir misin diye geçiyorken uğramıştır.

‘’Herşey yine bozuldu, herhalde yapamıycam!’’

‘’Bir türlü düzelemiyorum, tedaviyi bırakıcam.’’

Yaşamak İstediğin Değişim ”Sen” Ol!

Çocuk Sahibi Olmadan Önce Kendinize Sormanız Gereken 8 Soru

blank

Çocuk sahibi olmaya karar vermek hayatın belki de en önemli dönemeçlerinden biridir. Bu dönemeçte genellikle;

-Bebek yapmaya çalışanlar

-Asla istemeyenler

-Yapmak için geç kalanlar şeklinde üç grup vardır.

Sondan başlarsak, yapmak için geç kalanlar genelde çokk iyi teyze, abla , hala olurlar. Var oldukları ve bize ikinci anne oldukları için tekrar teşekkürler :)) Asla istemeyenleri de ben kendi içinde iki başlık altında topluyorum; 1-Çok isteyip, olmayacağından korkan, yapamayacağını düşünen, bebek bakmaktan korkan ve bastıran kesim 2-Gerçekten istemeyen, bebekten hoşlanmayan, hatta son zamanlarda dikkatimi çeken mekanlarda yanımızda oturuyorlarsa, bebeğin çıkarttığı her sese ‘’ıyk’’ diyen, ‘’emzirme, bez değiştirme gibi ritüellerde denk geldiğimizde bana yine ‘’ıyk ‘’ modunda bakan bir grubu ; bir de bu dünyaya bebek getirmek istemiyorum, hayatımda bebeğe yer yok, kariyer odağım, ya da sadece hiç ilgimi çekmiyor diyenleri de var. Hepsine saygılı duymak gerek.

Gelelim konumuza bebek yapmaya çalışanlar kendinize bu soruları sormadan cevabınız net olmadan yapmayın derim.

1-Eşimde benim kadar bebek istiyor mu?

Sorumlulukları, sevinçleri ve heyecanları paylaşabileceğin biriyle misin? Şevkini kırmayacak seninle daha da şevke gelecek bir eş bu süreci en keyiflisinden yaşamanızı sağlar. İlişkiyi toparlamak için bebek yapmaya , kurtarıcı olarak bebeği görmeye çalışıyorsanız; bu bitişi genellikle hızlandırır. Ve daha doğmadan ona sorumluluk yüklemiş , çocukluğunu elinden almış olursunuz.

2-Sosyal hayatını sekteye uğratmaya hazır mısın?

Arkadaşlarınla partilemek, seyahat ve haftasonu kaçamaklarından annelerle kumda, parklarda tanışmaya kadar geçecek sürede yalnız kalabilirsin, gerçek şu ki bu yeni sosyal hayatta güzel olacak. Sadece kendini ve bebeğini diğer annelerle karşılaştırmak yerine, pratik kazanımlar ve paylaşımlar için bu etkinlikleri değerlendir.

3-Kaç yaşında ebeveyn olmak istersin?

Herkes anneanne olmuşken, 50 yaşında dondurttuğun yumurtalarından bebek yapma kararı alıp 55 yaşındayken 5 yaşında çocuğun olmasını ister miydin? Bu biraz sıra dışı bir örnek elbette, hiçbir zaman geç kalmış sayılmayız yalnızca ne yaptığımızın farkında olup olası negatifleri baştan kabul etmek gerekir. Ne de olsa bebek her şeye değer.

4-Yumurtalarımı dondurtsam mı?

Pişmanlık duymaktan korkuyorum diyorsan iyi bir karar olabilir. Ama hazır olmayı bekliyorsan , öyle bir an olmayacak. Ne derler bilirsin, başlamak için en uygun zamanı bekliyorsan hiç başlayamayabilirsin.

5-Kariyerimdeki ilerlemeyi yavaşlatmaya hazır mıyım?

Bebekler her zaman talepkardır, her defasında daha fazlasını isterler. Yoğun çalışma temposu, uykusuzluk ve yorgunluk iş performansını düşürecektir. İşyerinde kendini güvende hissediyorsan ve iş ortamın bebeğin gelişinden hoşnutsa kariyerinde yavaşlama geçici bir süre için tolere edilebilir. Ama iş ortamın bunu tolere edemezse, kendini güvende hissetmiyorsan, maaş kaygısı taşıyorsan, kendini güvende hissedene kadar bekle ya da yeni bir iş bakın.

6-Olası çatlaklar, sarkan göğüsler estetik kaygıların fazlaysa?

İstediğin kadar düzgün beslen, spor yap, ürün kullan; genetik ve yapısal faktörler bu gibi durumların belirleyici genelde. İlla çatlağın olmak zorunda değil ama elbette karnında geçici bir sarkma, göğüslerinde kalıcı bir form kaybı olabilir. Estetik günün birinde herkese gerebilir ancak daha bebek yapmadan bunları düşünüyorsan hamileliğin ve doğum sürecinin tadını çıkartmakta zorlanabilirsin. Her ne anı kalırsa bebeğinden bir iz olacak ve teknoloji estetik kaygılarını hafifletebilir.

7-Psikolojik sorunlarının üstesinden gelmekte güçlük çekiyor, kaygı-depresyon gibi sorunlarla mücadele ediyorsan?

Uzun süre antidepresan kullanıp bebek sahibi olurken bırakmak seni zorlayabilir. Veya başa çıkmakta zorlandığın başka psikolojik sorunlar varsa değişen hormonlar ve doğum, lohusalık süreçleri de durumu biraz zorlaştırabilir. Ama endişe etmene gerek yok, doğuma hazırlık kursları ve doğum psikologları sana bu konuda destek olmak için var.

8-Yalnız hissediyor, bebek bakımında desteksiz kalırım diye korkuyorsanız?

Şunu baştan kabul etmem lazım, bebek özellikle ilk altı ayda annesine çok fazla ihtiyaç duyduğu için hiç kimse sizin yerinizi tutamayacak ama köşenizde dinlenirken destek olacak, gerektiğinde yardım edecek elbette birileri olacaktır. Önemli olan kendi ihtiyaçlarının iyi farkında olman, talep edip açık olman; tıpkı bebeğin gibi talep et, açık ol.

Ben iyi bir anne miyim, olabilir miyim sorusunu gelince hiç sormayın derim, önemli olan iyi, mükemmel değil ‘’ yeterince iyi’’ olmaktır. Yani ihtiyaç duyduğu anlarda beklentilerini karşılayabiliyor olmak…

Ne karar verirseniz verin, kendinizi en iyi nasıl hissedeceğiniz sorusunu sorarak devam edin derim. Bol Şans!

Psikoterapi Ne Değildir?

blank

Psikoterapi her zaman ti’ye alınan, karikatürlerde ve caps’lerde üzerinde sıkça durulan biraz da merak uyandıran bir süreçtir. Genellikle çöz beni, iyileştir beni şeklinde gelinir. Kimi zamanda aman sakın çözme beni , zor kişiyim ben beni çözmezsin bugüne kadar kimse beni çözemedi durumuna da rastlanır.

*Psikoterapi bir kere gelinen ve hemen kişide çözülme yaratan bir süreç değildir. Terapist herkesi çözebilen her yaptığını anında anlayabilen bir varlık hiç değildir.Yalanı anında yakalayan biridir önermesi de yanlıştır, her zaman değil, sonuçta insandır ve gelen herkes modası geçen klasik beden dili hareketlerini yapmamayı zaten çoktan öğrenmiştir.

*Sen neyi terapiye getirirsen terapide onun üzerinden çalışılır. Yani terapist sorduğun adresi gösterir, tüm haritayı sana açıklamaz.

*Bilindiği gibi oturduğun yerden para kazanma tekniği değildir. Psikoterapinin terapistinin oturmadığı teknikleri de vardır; bakınız Psikodrama.

*Terapist senin bilgilerini gizli tutar, bilgilerin tehlikede değildir, güvendedir.

  • Psikoterapi hemen iyi gelen bir uygulama değildir, genellikle araştırmalara ve deneyimlerime göre terapiye başlamak bir iyilik hali sağlarken 2-3. seans gibi iyilik halinde bir azalma ,5-6 .seans gibi yeniden bir artış ve esas fayda sağlanmaya başlar.

*Psikoterapi sürekli danışanın konuştuğu terapistin dinleyip yalnızca not aldığı sonra da olur öyle dediği bir süreç değildir. Psikoterapist aktif dinler, yani gerektiğinde soru sorar, yorumlamadan analiz eder ve danışana böylece rehberlik eder.

*Psikoterapi sihirli bir değnek etkisi yaratmaz, psikologlardan büyücü performansı beklemek olağandışıdır. Yıllarca, yaşadıkça üst üste biriken sıkıntıları çözmek için zaman ve psikoterapi birlikte çalışır.

*Psikoterapi fal seansı gibi değildir, bak bana şunu yazmış ben şimdi ne yazıyım tarzı sosyal medya danışmanlığı psikoterapinin kapsamı dışındadır.

*Psikoterapi ne zaman doldu güle güle denen bir süreç, ne de durun daha karpuz kesecektik denen bir süreçtir. Her seansın gündemi tamamlanır, psikoterapist oturumu yönetir ve böylelikle danışana insan ilişkilerinde sınır koymayı da pratik ettirmiş olur.

*Psikoterapi odası laboratuar gibidir, danışan dışarıya çıktığında hayata katılıp adeta deneydekileri gerçeğe dönüştürür.

*Psikoterapi ikili ilişkiyi prova etmenin yoludur, terapist bazen anne, bazen baba, bazen eski sevgili olur. Yüklerini nasıl boşalttığını, nasıl dağıldığını , nasıl toparlandığını gözlemler ve kendini yeniden karşılamadan başa çıkma yollarını düzenler.

*Psikoterapi kendine yaptığın bir yolculuktur, ötekinin-terapistin aynasında kendini görürsün. Terapist aynayı nasıl tutacağını bilendir, ne şişman, ne çirkin, ne de dev gibi gösterir onun tutuşu; sen gibi tutar seni sana gösterir.

*Herkes herkese iyi gelmez, iyi gelmeyen psikoterapi değildir; hazır olmadığında gidersen terapist-öteki kötüdür, suçludur, seni iyileştirememiştir. Zamanında gidersen aynanın önündeki örtüyü çekebilirsin. Hazırsan iyi gelir, hazırlayabilen olursa yine iyi gelir, insanın kendisiyle tanışması eninde sonunda iyi gelir.

*Psikoterapi yoldur, sana özgü , sokaklarını senin bildiğin dolaşmak istersen terapistin de ışık tutar sana; yok istemezsen durur öylece. Psikoterapi birinin senin adına karar verdiği , seni bir karara yönlendirdiği bir yol değildir.

*Psikoterapi kimi günler zordur, zorlar, dağıtır, hırçınlaştırır ama sonunda fırtına diner ve içsel sakinlik senin olur.