Yoga ve Hamilelik

“Doğum büyük ihtimalle hayatınızdaki en büyük değişimdir: bir bebek dünyaya gelir, kadın bir anne olarak, erkek bir baba olarak ve aile bir aile olarak tekrar doğar. Halkacıklar bu noktadan başlayarak, topluma değecek şekilde genişler.” –Gurmukh

Yoga, Sanskrit dilinde “birleşme” anlamındadır. Yani bedenin, zihnin ve ruhun birleşmesi… İyi bir hamilelik dönemi geçirmek için bu üçünün tam bir uyum içinde çalışması gereklidir. Yoga anne olmak için çıktığınız yolculukta kafanızda yanıt bulmaya çalıştığınız sorular arasında, huzurlu bir alan yaratmanızı sağlar. Hamileler için hazırlanmış asanalar daha çok kendini tanıma ve içe dönüş teknikleri ile birleştirilmiştir. Adeta gebeyi anne olmaya ve huzurlu bir doğum yapmaya hazırlar. Pranayama ile doğru nefes almayı öğrenir ve akciğer kapasitenizi artırmayı dolayısıyla daha çok oksijenlenmeyi sağlar.

Gebelik sürecinde anne adayı vücudunda pek çok hormonal, fiziksel ve psikolojik değişimler meydana gelmektedir; Öncelikle bebeğin ana rahminde büyümeye başlamasıyla rahim de büyür ve ağırlığı artar. Buna bağlı olarak annenin vücut ağırlık merkezi değişir. Bu durum omurganın doğal yapısını bozarak bel, sırt ve boyun omurlarında ve bacaklarda ağrılara neden olur. Hormonal değişiklikler göğüslerde ve birçok eklemde daha önce hissedilmeyen bazı rahatsızlıklar yaratır. Uzun bir süre fiziksel aktivitelerdeki kısıtlanmalar ve hamileliğe bağlı değişen hormon yapısı kadının psikolojik dengesi üzerinde önemli ölçüde değişimlere neden olur. Tüm bu değişim sürecini sıkıntılar veya mutsuzluklarla geçirmek yerine, hamileliğin her anının keyfini çıkarmak için kökleri çok eskilere dayanan yoga denenebilir. Hamilelik süresince düzenli yapılan yoga programı ile kişinin fiziksel kondisyonu korunmuş olur. Hamileliğe bağlı duruş (postür) bozuklukları en aza iner. Solunum ve dolaşım sistemleri güçlenir. Gebeliğe bağlı bulantı ve kusmaları (morning sickness) azalır. Vücutta meydana gelen ödemler (el ve ayaklardaki şişmeler) ve özellikle son aylarda çok sıkça hissedilen kramplar azalır. Karın kaslarını güçlendirerek ve masaj etkisi yaparak bağırsak hareketlerini rahatlatır. Yaşam enerjisi yükseltilerek kişinin daha sakin ve daha konsantre olması sağlanır. İştahı dengeler. Stresi ve bedende biriken öfkeyi azaltır, hoşgörüyü arttırır. Bedeni ve bebeği sevmeyi arttırır, kabullenmeyi ve bağlanmayı sağlar.

Doğum anında da gerginliği azaltarak doğumun daha kolay ve hızlı olmasına yardımcı olur. Doğum sonrasında ise yoga; annenin kendine yine zaman ayırabilmesi için, karın ve vajina kaslarının hızlıca desteklenerek toparlanması, emzirme kaynaklı yaşanan omurga ağrılarının önüne geçebilmesi ve kadının normal hayatına dönebilmesi için önemlidir. Ayrıca ruhsal olarak da doğum sonrası yoga depresyonun önüne geçmede çok yardımcı olur. Değişen uyku düzeni, uykusuzluk nedeniyle oluşan yorgunluk, bitkinlik hisselerini ortadan kaldırır. Hamilelik sürecinde en iyi hazırlık aracıdır.

Yoga Ve Kanser

blank

Kanser tedavisinde, bazı hastalar destekleyici ve semptomları hafifletici alternatif bir yol olarak yogayı kullanırlar. Araştırma çalışmaları yoganın birincil tedavi olarak sürdürülmek zorunda olmadığını fakat kanser hastasının, kanser tedavileri ve / veya hastalığın ilerlemesi ile ilişkili stresi azaltarak yaşam kalitesini arttırdığını göstermektedir. Bu çalışmalardan elde edilen sonuçlar, yoganın kanser hastaları için hem fiziksel ve zihinsel yararları olduğunu gösteriyor.

Yoga, genel vücut üzerinde fiziksel ve zihinsel kontrol kazanmak için özel egzersizler ve yöntemleri kullanarak doğru nefes alma, duruş ve meditasyon öğreten bir uygulamadır. Yoganın faydaları da kanser hastalarında kanser belirtileri ve yan etkilerinde rahatlama sağlar.

Kanser hastalarında bir hastalığa sahip olmanın getirdiği stres nedeniyle sık rastlanan, yüzeysel nefes alma ya da verimsiz nefes görülür. Yoga, kanser hastaları için faydalı olabilir çünkü oksijeni arttıran ve stresi ve anksiyeteyi azaltan doğru yavaş ve derin nefes alma tekniklerini öğretir. Amerikan Kanser Derneği’ne göre, yoga ve bağışıklık sistemi ile ilgili çalışmalar, yoganın bağışıklık sistemini, kanserin ilerlemesine katkıda bulunabilecek olan stres düzeyini düşürerek olumlu yönde etkileyebileceğini göstermiştir. Ayrıca, yoga vücudun genel stresini azaltarak tümör büyümesi ve diğer kanser göstergelerinde katkısı olduğu görülen kortizol hormonunun salınımın azaltmaya yardım eder.

Yogaya katılan hastalar, duygularının daha fazla farkında olmaya ve olumsuz düşünceleri nötr düşüncelerle yer değiştirmeyi öğrenmeye başlarlar. Nefes alma ve meditasyon teknikleri hastaların durumları ile daha iyi baş etmelerine yardımcı olur. Başka bir çalışma, yogaya katılan kanserli hastaların kemoterapi yan etkilerini daha düşük bir düzeyde deneyimlediğini göstermiştir. Hastalarda kemoterapi tedavileri için daha büyük bir acı ve sıkıntı bir eşiği olduğu gözlenmiştir. Kanser hastalarında yoga ve yararları ile ilgili araştırmalar, farklı kanser türleri, kanser evreleri ve tedavi düzeyleri gibi çeşitli faktörleri içermektedir. Sonuçlar, kanser hastaları üzerinde iyileştirilmiş uyku kalitesi, azalmış depresyon, azalmış stres ve anksiyete, kanserle ilgili daha az sıkıntı, fizyolojik gelişmeler, azalmış ağrı ve genel olarak daha iyi bir yaşam kalitesini içeren bir olumlu etkiler akışı olduğunu göstermektedir. Araştırmalar, kanser hastalarının yoganın farklı tür ya da tekniklerinden faydalandığını göstermiştir. Hastalar, kanser tipine, evresine ve yoga terapisine katılmaya başladığı noktaya bağlı olarak farklı düzeylerde iyileşme deneyimlemektedir.

Yoganın bütünleyici etkisi kanserle savaşırken de önemli bir rol oynamaktadır. Yoga iyileştirici, koruyucu ve dengeleyici rolüyle sağlık alanında yardımcı bir araçtır.

Eski Sevgilini Takip Etmekten Nasıl Vazgeçersin?

blank

Bazen ilişki bitse bile içindeki hırs, hınç, hayal kırıklığı ve öfke bitmeyebilir. İçindekini yavaş yavaş soğutmak için onu izlersin. İzledikçe adeta muayene edersin, bak işte beni seviyor ki böyle yazmış der üstüne alınırsın. Bir şarkı paylaşır, hemen kişiselleştirirsin. Dönsün gelsin de içimin yağları erisin, sırf ben göndereyim benim seçimim olsun da dersin belki. Belki de gelsin bir şekilde yine birlikte oluruz biz çok farklı bir çifttik de diyebilirsin.

Sonra bir bakmışsın elinde telefon her an ekran başındasın. Saatler, günler, aylar geçivermiş. Gözlemlerin sonucunda, o mutlu! Senle onca zaman geçirmiş olmasına rağmen evliliğe hazır değilim diye kaçmış. Ve de senden hemen sonraki hatunla 3 ayda nişanı takmış.

Yani, hırsın ikiye katlandı. Daha çok takibe aldın. E bunun sonu yok mu?

Buna bir son vermek için nereden başlamalı?

*Niye ayrıldık, niye bitti, bu bize nasıl oldu gibi ayrılık süreci analizlerine son ver. Bunları düşünüp durmak aynı duyguyu ısıtıp ısıtıp yaşamana yol açar. Bugün yeni bir gün.

*Eğer ilişkinizin bitip bitmediği konusunda çelişkideysen önce bunu açığa kavuşturun. Sosyal medyada açık kapı bırakan ifadeler kullanmadan önce ona sor. Eski bir fotonuzu paylaşıp ‘’sonsuza dek birlikte’’ yazman için uygun bir zaman olmayabilir. Ya da aşırı havalı, umursamaz modunda ‘’artık ilişki istemiyorum, bundan sonra kendime bakıcam.’’ gibi cümleler kurmadan önce de onunla konuşmalısın. Unutma ki bu mod seni kırılganlığından koruyan bir kalkan sadece.

*Çevrenizdekilerle ayrıldığınızı paylaş, sosyal medya hesaplarınızda durum değişikliğini yap.

*İletişiminizi sonlandır. Yoksa hala mesaj beklentisi, doğum günü kutlaması , hediye beklentisi gibi durumlar içinde olabilirsin. Tüm ilişiğini kes ki ilişki bitsin, yoksa bitmesin istiyorsundur.

*Kendini acıtmak için ne kadar çok eğleniyor, ne kadar da hızlı unuttu bak beni , şu acaba yeni sevgilisi mi , nasıl hemen de birini sevebildi, onca yaşadığımız yalanmış gibi dramalar sahneleme. Sosyal medyada sadece insanların hayatından belli kesitler yer alır, madalyonun diğer yüzü elbette seni özlediği, seni aramak istediği , seni düşündüğü anlar vardır ve hepte olacaktır, ama bu seninle olmak istediği anlamına gelmez.

*Aynı zamanda senin de onunla olmak istediğin, onu çok sevdiğin ve de onunla bir gelecek arzusunda olduğun anlamına da gelmez. Sadece kırgın, reddedilmiş ve ya da istediği olmamış bir çocuk gibi takıntılı ve ısrarcısın. Korkma bunlar hep duygu ve duygular ana özgüdür, anlar geçicidir.

*Tüm hesaplarını kapatman kendini görünmez yapman da tampon bir çözümdür. Yani bir süreliğine iş görür. Tavsiyem kendini baskılamaya çalışma, ne görmek için izliyorsun bunu düşün. Duygunu kabul et. Kabul etmek iyileşmenin ilk adımıdır.

Rutinin Dayanılmaz Cazibesi

blank

Rutin yetişkin hayatında sıkıcı ve kırılması gereken bir zincir gibi algılansa da bebekler ve kediler için güvenlik hissini uyandırdığı için büyük bir önem taşır. Aynı saatte uyanma, aynı saatte beslenme, aynı ninniyi bin kez dinleme, bunlar hep bebeğin kendini güvenli bir alanda , bildik , tanıdık bir ortamda yaşıyor hissetmesini sağlar. Kediler için de durum aynı sabahtan akşama istisnasız aynı düzenin sürmesinden yanadırlar. Evdeki tek bir eşyanın yeri değişse ya da eve yeni bir şey gelse hemen bir huzursuzluk hissine dönüşebilir.

Peki ne oluyor da ergenlikle birlikte rutinden sıyrılma, rutinden sıkılma ve yeni farklı olanları deneme arzusu ortaya çıkıyor?

Aslında ergenlikten önce iki yaş civarında ‘’berbat ikiler dönemi’’ dediğimiz dönemde de bizim için ailemiz tarafından planlanan rutini kırıp kendi seçimlerimizi ısrarcı şekilde yaptığımız birkaç yıl geçiririz. Sonra yine uyum sağlar ergenlikte ‘’kimlik’’ kazanma sürecinde rutini reddetmeye, yeni alışkanlıklar için keşfe çıkmaya başlarız. Bu keşif sürecinde her şeyden birazcık tat alır, her şeyi denemek isteriz. Hiçbirinde karar kılmak hedef değildir, önemli olan kim olduğumuzu, ne istediğimizi bulabilmektir.

Bebekliğin yaşamda kalmak için bağlanma durumunda olma halinden de çıkar kendimizi gerçekleştirme arzusuyla dolar taşarız. Çabalar, yırtar, koşturur, çalışır, herkese yardım eder, sonunda da yoruluruz. Tıpkı hırçın bir kedinin evcilleşmesi gibi.

Yetişkinlikte küçük rutinler eklemeye çalışır, bir yaşam tarzı ortaya koymaya başlarız. Yine de farklılıklar , sürprizler ve plansızlığa yer vardır. Rutinin sıkıcı olduğu baskısı kalkmıştır ancak yine de rutin kaybolma hissiyle örtüşür. Yeni olan uyanış yaşatır. Her yeni de yeni bir farkındalık gelişir.

Sonra yaşlandıkça yeniden rutinler kaplar hayatımızı. Ne de olsa güvendir rutin. Sığınaktır. Her gün yapacaklarının belli olması, alışkanlıkların, sevdiklerin hepsini biliriz. Deneme yanılmaların azdır. Belki sevdiklerimizle olan güzel günleri anımsatsın diye eski rutinleri sıkça tekrarlarız. Uslu, sakin bir kedidir artık.

Ve Rutinin Dayanılmaz Cazibesine kapılmış, tekrar tekrar huzuru onda bulmuşuzdur.

Rutin güzeldir, ritüellerdir, alışkanlıklardır; akıştır. Gündelik rutinimizi güncelledikçe akışın huzuru her yaşta bizi sarar.

SENİN RUTİNİNDE AKIŞ NASIL?

Yediklerine Dikkat Et SENİN İçine Sinecek!

blank

Yemek hayatla kurduğumuz ilk ilişki, kendimize dair ilk farkındalığımız belki de. Yediklerimiz bizi büyüten, geliştiren, ilerleten ve canlı tutan kaynağımızdır. Hayatta ne kadar çok tat olduğunu onlardan öğreniriz. Bize iyi gelen, bize iyi hissettiren neler olabileceğini de.

Hal böyle olunca içimize sineni yemek en önemlisidir, çünkü yediklerimiz içimize, bedenimize, zihnimize ve ruhumuza işleyecek. Tüm hücrelerimizde dolaşacak, düşüncemiz olacak. Duygumuz olup bedenimizde yeniden dolaşacak. En sonunda davranışlarımız olacak.

Özensiz beslersen kendini, hücrelerinde seni iyileştirme gücünü özensizleştirecek. Daha öfkeli hissedeceksin kendini, daha yorgun, daha mutsuz. Verimsiz çalışacak, motive olamayacaksın. Sabahları yataktan kalkasın gelmeyecek, gece nasıl uyuduğun bilincinde olmadan sızıp kalacaksın. Acıkınca elin, ayağın titreyecek, birbirine girecek. Konsantre olamayacak, midende bir taş varmış gibi ağır hissedecek, sanki az önce yememiş gibi doymak bilemeyeceksin. Her gün olan bu veya bunlardan birileri, birkaçı.

Yiyince oh deyip enerjiyle dolup hayata akmaya hazır hissedemiyor musun?

O halde kendine neyin iyi geldiğinin farkına varman için biraz daha farkında olman gerek. Yediğin her ilk lokmadan sonra birkaç dakika dur ve hissetmeye çalış. Yediklerin bitince birkaç dakika daha dur ve vücudunda neler oluyor, gezin. Bir gece uyu, uyan neler hissettin odaklan. İyi gelenler menünde kalsın, gelmeyenleri yavaş yavaş gönder. İçine sinenler, içine sinsin izin ver.

Afiyetler!

Hayatımızdaki Şifreler

blank

Hayatımızı kolaylaştırsın diye her gün bir yenilik eklenen günlük rutinimize etkileşim sayımız arttıkça zihnimizde tutmamız gereken şifrelerimizin sayısı da artıyor. Büyük resimde o kadar çok kısa yolu şifreye bağlamış durumdayız ki banka, kredi kartları, internet, telefonlar, tabletler, apartman girişleri, website üyelikleri, güvenlik sistemleri… Peki bu kadar şifreyi nasıl zihnimizde tutabiliyoruz?

Psikolojide hafıza, bir organizmanın bilgiyi depolama, saklama ve sonrasında ise geri çağırma yeteneği olarak tanımlanmıştır. Şifreler oluştururken hafızamızda bir izle ilişkilendirilmesi kayıtların düzenli olması ve sonrasında kolaylıkla hatırlanmasında büyük önem taşır. ‘’İz’’ dediğimiz şey önceki yaşantılarımızla kurulabilecek bir bağ içeren koku, ses, renk gibi anlamlı bir ifadenin ta kendisidir. Bilgi beyinde rastgele depolanmaz; bilgilerin kalıcılığı rastgele sağlanmaz. Aynı tipteki eski bilgilerle bağlantılı olarak saklanır. Böylece birey, daha sonra istediği bilgiyi kolayca bulabilir. Bu da bizim şifre içeriklerimizi seçerken genellikle doğum tarihlerimiz, evlilik yıldönümü gibi özel tarihlerimiz, sevdiklerimizin isimleri gibi kodlar atamamızın temel nedenidir. Bu yolla, duyusal hafıza ile elde edilen bilginin bir kısmı kısa süreli hafızaya iletilir. Yani masaüstüne J

Kısa süreli hafıza hatırlama denemesi veya prova yapmadan birkaç saniyeden bir dakikaya kadar geri çağıralabilmeyi mümkün kılar. Fakat kapasitesi çok sınırlıdır. Kısa süreli hafızanın depolama kapasitesinin 7 (+ veya – ) 2 nesne, sayı olarak bilinir. Ancak bilginin anlamlı küçük gruplara ayrılmış olması, tekrar sayısının fazla olması, papağan gibi sürekli tekrar yaparak ezberleme ile şifre gibi bilgiler uzun süreli bellek dediğimiz sınırsız kapasitedeki büyük depomuza kayıt edilir. Yani yerel diske kaydedilir.

Uzun süreli bellek, kısa süreli belleğe bağımlıdır. Uzun süreli hafıza yeni gelen bilgilerin eskilerle örgütlenerek saklandığı daimi depodur. Otuz saniye geçtikten sonra hatırlanan her bilgi uzun süreli hafızadan çağrılır. Uzun süreli hafızaya getirilen bilgi buraya bir kodlama sürecinden gelir. Kodlama, yeni bilginin hafızadaki mevcut bilgi ile bütünleşerek transfer edilmesi sürecidir. Kısa süreli hafıza bunun için gereken şifrelemeyi akustik olarak yaparken, uzun süreli hafıza anlamsal şifreleme yapar. Sözlü materyallerde en önemli kodlama aracı anlamdır. Cümlelerde yer alan kelimeler unutulsa bile bu cümlelerin temelinde yatan anlamlar unutulmaz. Bu yüzden şifremizi unuttuğumuzda gizli soru gibi bir ibare kurtarma amaçlı karşımıza çıkar ve bu sorunun cevabı bizim için anlam taşıyan bir şeyi içerir.

Sonuç olarak, şifrelerimiz onları atadığımız an itibariyle bir kez kullandıktan sonra uzun süreli belleğe aktarılır. Bilginin kısa süreliden uzun süreli hafızaya aktarılmasında dinlenmek ve uyku en önemli yardımcı yollardır. Ek olarak özellikle sosyalleşmeyi sağlayan kısa yolları kolay anımsamada, sosyal medyadan sağlanan doyumun ödül ve pekiştirme merkezini uyarması da bir role sahiptir.

Tam unutma diye bir şey yoktur, doğru çağrışımlarla bilgi geri çağırılabilir. Şifrelerimizi gündelik rutinde aktif biçimde kullanıyoruz ve artık bu otomatik pilotta yürüyor. Bize özel , bizim seçip, kodlayıp, anlamlandırdığımız izler olduğu içinde bu şifreler hepimizin hayatında kişisel bir alana açılan gizli kapılar …

Hypnobirthing nedir, Doğumda Bana Ne Sağlar?

blank

Hypnobirthing doğumun hayatın doğal bir ifadesi olduğunu korkulacak bir şey olmadığını savunur. Hynobirthing annelere kendi yaradılışlarından gelen nazikçe, rahatça, güçlü bir şekilde ve keyifle doğurma kapasiteleriyle işbirliği yapma konusunda yardımcı olur.

Asıl önemli olan noktası, çocuk doğurmanın spontanlığına kapılabilmesi için anne baba ve bebeğin birlikte hareket etmesini ve buna engel olabilecek süreçlerin farkında olup tekrar içgüdülere, doğaya, doğala dönmeyi sağlayan telkinler içerir.

Doğuma bakış bu süreçte doğumun cinselliğin bir uzantısı olduğu ve cinsellikte geçerli olan mahremiyet, birlik hissi ve çoşkunun aynen yaşantılanmasıdır.

Hypnobirthing ‘de hipnotik transın yavaşlatan gücünden yararlanıp nefesi ve süreci düzenlemek kolaylaşır.

Doğum sürecinin gölgelenmesine yol açabilecek muhtemel kaygı ve korkular beyin frekansları hipnotik düzeyde tutulduğu için yönetilebilir.

Anne bebeğiyle içsel bağına odaklanır, zihin-beden ve ruh eşlenir ve uyumlanır. Süreçte kendiliğindenlik hedeflenir.

Doğum öncesinde başlayan telkinler ve bebekle kurulan bağ , doğum anı ve doğum sonrasında da devam eder.

Ağrı , acı ve sızı gibi bedensel duyumları ve hormonların dansını en iyi şekilde yaşantılamayı sağlar.

Aktif halden dingin hale geçebilmeyi, gerektiğinde trans altında dinlenip güç toplayabilmeyi sağlar.

Hypnobirthing doğum sürecinde farkındalıkla hareket edebilmenin önünü açar.

Yoga ve Kilo Kontrolü

blank

Yoga yaşama geçirildiğinde, beden daha esnek ve güçlü, zihin berrak, duygular dengeli bir hal aldığı için fiziksel, mental ve duygusal istikrar ve güven oluşur. Beden-zihin diyalogunun artması ile birey bedeninin ihtiyaçları konusunda farkındalık kazanmaya başlar. Bu farkındalık bedenden zihne, zihinden psikolojiye yayılır. Yoga sayesinde kazanılan bedensel farkındalık bireyin ‘’yeterince’’ kavramını özümsemesini ve kendini zihinsel, bedensel ve ruhsal anlamda doyuma götürecek besinleri aramasına, seçmesine ve de yemesine yönlendirir. Bireyin kendini doğru anlamda tatmin etmesini yeterince doyum sağlamış olmasını amaçlar.

Doğru solunum, dengeli sinir sistemi, gevşeme, mide fonksiyonlarının düzene girmesi, sindirim sisteminin doğru çalışması, duygusal rahatlama, yaşamdan gerçekten zevk alma sayesinde birey doğal ve kendi kendini düzenleyen bir beslenme alışkanlığına kavuşur. Aynı zamanda yoga doğru nefes alma tekniklerini öğretirken bu da vücuda sağlıklı oksijen girmesini sağlar. Doğru oksijen demek de yağ yakımıdır. Beden duruşları ve nefes egzersizleri sayesinde öfke duygusu yerini gevşemeye bırakırken, yavaşlayan endokrin sistem sayesinde yeme krizleri de çözülür. Artan beden farkındalığı kişinin doğru ve sağlıklı bir beden imgesi geliştirmesini destekler. Dolayısıyla iştah kontrol altında tutulur. Diğer yandan sağlıklı beden imgesiyle kendine güven ve özsaygı da artar. Bu döngü yogayla kazanılan yaşam düzeninin devamını sağlayan esas noktadır.

Yoga, bir grup egzersiz gibi gözükse de içerdiği teknikler sayesinde kilo kontrolünde tutarlı, istikrarlı ve emin adımlarla ilerlemede bilinen en iyi yollardan biridir. Meditasyon çalışmaları sayesinde yemekle ilişkiyi mental olarak da yeniden düzenlemeyi sağlarken; diğer yandan bilinçdışı mesajların da yönetilmesini sağlar. Beden ve zihni yavaşlattığı için yeme temposunu da düşürür. Yoga kilo vermek için bir yaşam stiline dönüştüğü takdirde etkili bir araçtır. Yogik beslenme anlayışıyla bir arada düzenli yoga yapmak ideal kiloya ulaşmak ve zihin, beden,ruh dengesinin istikrarını sağlar. Bu istikrarla kişi kendini doğru beslemeyi öğrenir, yemekle olan ilişkisini günceller. Yoga felsefesi, içimize aldığımız besinleri seçerken en doğalını, en az işlenmişini, en az zararlı olanını seçmemiz gerektiği üzerinde önemle durur. Diğer yandan yemekleri sevgiyle yapmaya da ayrıca vurgu yapar.

Yoganın bütüncül perspektifi kilo kontrolünde de en belirgin dönemeçtir, yogayı hayatınıza dahil ettiğinizde değişen yalnızca kilonuz olmayacaktır, yeme stilinizden, yemek seçiminize kadar her şeyin doğaya-doğala dönüşüne inanamayacaksınız.

Dürtü Kontrol Bozuklukları

blank

Dürtü; kişiyi eyleme iten uyarandır. Bu uyaran

  • Dış dünyadan
  • Bedenden
  • İç dünyadan( psikolojik)

Her dürtünün bir amacı vardır. Bu amaç dürtünün ortaya çıkmasını gerektiren durumun ortadan kalkması yani dürtünün ortadan kalkması, gerginliğin yok olması veya şiddetinin azalmasıdır. Bu durum dürtünün boşalımı ya da doyumu olarak bilinir. Bu amacın yerine getirilmesi bir nesne aracılığı ile olur. Yani bir amaç nesnesi üzerinden iş yapılır.

Dürtü kontrol bozukluklarının belirgin bir takım ortak özellikleri vardır;

Kişiler kendilerine ya da başkalarına zararları olacaklarını bildikleri halde bazı dürtülerine karşı koyamaz ve davranışlarını engellemekte güçlük çekerler.
Davranıştan önce artan bir uyarılma durumu vardır.
Eylem sırasında rahatlama, haz hissederler.
-Davranış planlanmış ya da planlanmamış olabilir.

-Davranışa bilinçli karşı koyma olabilir ya da olmayabilir.

-Eylem sonrası suçluluk hissedilebilir ya da hissedilmeyebilir.

-Davranışlar dürtülere doyum sağladığı için egosentriktir ( hemen doyum gerektiren bilinçli).

Dürtü kontrol bozuklukları:

İntermittan ekspolsif (aralıklı patlayıcı ) bozukluk
Kleptomani (çalma)
Piromani ( istekli ve amaçlı kasti yangın çıkarma)
Patolojik kumar
Trikotilomani (kendi saçlarını yolma)
Tanımlanmamış ( başka türlü adlandırılamayan dürtü kontrol bozuklukları kompulsif alışveriş, self mütülasyon )

İntermittan ekspolsif bozukluk

-Ciddi saldırı ya da eşyalara zarar verme ile sonuçlanan agresif dürtülerin olduğu birden fazla tekrarlayıcı dönem vardır.

-Dakikalar ve saatler içinde ortaya çıkar ve kendiliğinden sonlanır. Sıklıkla eylem sonrası suçluluk duyguları vardır. Tek atak tanı koydurucu değildir.

-Erkeklerde kadınlara oranla daha fazla görüldüğü söylenmektedir.

-Sıklıkla 20-30 lu yaşlarda başlar. Orta yaşlarda semptomlar azalır.

-Psikoterapi + ilaç tedavisi uygulanır.

Kleptomani

Kişisel kullanım ya da değeri için olmadığı halde çalma davranışına karşı koyamama durumudur. -Sıklıkla çaldıklarını ödeyebilecek maddi güçleri vardır.

-Planlı değildir, anlık gelişir. Amaç çalınan nesne değil çalma davranışıdır.

-Kadınlarda erkeklere oranla daha fazla olduğu söylenmektedir. Mağaza hırsızlıklarında %4-24 oranında kleptomani olduğu söylenmektedir.

-Bu kişilerde istenmedikleri, sevilmedikleri zarar gördükleri şeklinde algılar vardır.

-İç görü yönelimli psikoterapi, davranışçı psikoterapi,EKT ve ilaç tedavisi

Piromani

Birçok kez istekli ve amaçlı yangın çıkarmadır.

-Eylem öncesi uyarılma ve eylem sonrası rahatlama vardır. Yangın ve ateşle ilgili aşırı uğraşlar, merak ve ilgi vardır.

– Olay öncesinde hazırlık yapabilirler.

– Genelde çocuklukta başlar.

-Erkeklerde kadınlara oranla daha çok görülür.

-Objeyi tahrip etmeyi amaçlayan sadistik güdüler vardır. Ateşın tahrip edici gücü cinsel dürtü şiddetini sembolize eder.

-Çocuklarda tedavi daha etkindir. Psikoterapi, davranışçı yöntemler uygulanır. Erişkinlerde içgörü ve motivasyon eksikliği nedeni ile tedavi güçtür.

Patolojik kumar

Tekrarlayan ve uygunsuz kumar oynama davranışıdır.

-Planlanandan daha uzun süre ve daha fazla miktarlarda kumar oynanır. Sürekli kumar oynama ve para kazanma düşüncesi ile uğraşır.

-Kumar oynamayınca huzursuzluk hisseder. Giderek artan sıklık ya da miktarlarda oynanır.

– Kaybettiklerini tekrar kazanmak isterler. Tekrar aynı kısır döngü başlar. Toplumsal, ailevi ve mesleki işlevlerini yerine getirme de güçlük çekerler.

-Erkeklerde kadınlara göre daha fazla oranlarda ve %1-3 oranında görüldüğü bildirilmektedir

-Bozukluk ergenlikte başlar ve kronik seyreder. Kazanma, ilerleyici kayıplar ve ümitsiz faz ortalama 15 yıllık bir süreyi alır. Sonuç yıkımdır.

-Grup terapisi, psikoterapi ve ilaç tedavisi kullanılır.

Trikotillomani

Gözle görülür ölçü de kayba yol açacak şekilde kişinin kendi saçını yolmasıdır.

-%90’ı bu yolma işlemini akşam yatma saatlerinde yaparlar. En sık saç, kirpik, kaş, sakal ve daha seyrek olarak da diğer bölgeler etkilenir.

-Genellikle inkar ederler.

-Stresle bu davranış artabilir.

-Kızlarda erkeklere göre 2-2,5 kat daha fazla görülür.

-Çoğunlukla 4-10 yaşlarında başlar. Çocuklarda erişkinlere göre 7 kat daha fazladır.

-Psikoterapi ve ilaç tedavisi kullanılır.

KENDİ KENDİNE HİPNOZ

blank

Oto-Hipnoz

Birçok kişi tarafından hipnoz ve hipnoterapi kavramlarıyla karıştırılan bu yöntem, kişinin yalnızca kendisine hipnoz yapabileceği anlamına gelmektedir. Burada amaç kişinin kendisine belli zamanlarda hipnoz uygulaması yaparak, bedeni rahatlatma, cesaret, özgüven, gerginliği geçirmeye yönelik kısa süreli seanslar yapması söz konusudur. Belli tekniklerle kişi kendisi için en uygun ortamı ayarlar ve rahat edebileceği bir pozisyon alarak derinleşme işlemini gerçekleştirmeye başlar.

Oto-hipnoz uygulamasında herhangi bir patolojik durumun iyileştirilmesi mümkün değildir. Bu ancak hipnoterapi ile mümkündür ve bir uzman tarafından uygulanmalıdır. Oysa oto-hipnoz uygulamasıyla kişi yalnızca gün içerisinde kendisini daha iyi hissetmesi, belli konularda kendisine telkin vererek kişisel durumuyla ilgili ilerlemeler kaydedebilmektedir. Örneğin gece uyumalarında zorluk çeken birisi bu uygulamayı kullanarak bir süre sonra uyku düzenini sağlayabilir. Bir başka örnekte ise, sürekli topluluk karşısında konuşmak zorunda kalacak birisinin, daha etkin bir konuşma yapmasına yönelik kendisine uygulayacağı oto-hipnoz sayesinde gelişme gösterebilmektedir.

Hipnoterapi ve oto-hipnoz arasındaki fark bu anlamda ortaya çıkabilmektedir. Kişi hipnoterapi ile iyileşme gösterirken, oto-hipnoz uygulamasıyla olumlu davranışlar geliştirebilmektedir.Kısaca toparlayacak olursak, kendi kendine hipnoz çok fazla derinleşmeyi gerektirmeyen, süresini tamamen kişinin kendisinin ayarladığı, kısa süreli hedefleri gerçekleştirmek adına, belli periyotlarla kişinin kendisine uyguladığı bir yöntemdir.

KENDİ KENDİNE HİPNOZ (OTOHİPNOZ) ASLINDA HER İNSANIN ZİHNİNDE OLAN BİR KABİLİYETTİR. KENDİMİZDE DEĞİŞTİRMEK İSTEDİKLERİMİZİ ÖNÜMÜZE KOYUP TELKİN ETMEYE KARAR VERDİĞİMİZDE, İRADEMİZ GEVŞEME EMRİYLE BERABER YUMUŞAMAKTA VE DİKKAT UYANIKLIK SEVİYESİNE GELMEKTEDİR. BU YOLLA BİLİNÇALTINA TELKİNLER İŞLEMEYE BAŞLAMAKTADIR.

GECE UYKUYA DALMADAN EVVELKİ ZAMAN OTOHİPNOZ İÇİN EN UYGUN ZAMAN OLARAK TAVSİYE EDİLEBİLİR.

KENDİ KENDİNE TELKİNİN KUVVETİNİ ARTTIRAN NOKTA TEKRARDIR, BELLİ SIKLIKLARLA YAPILAN DÜZENLİ OTOHİPNOZLAR TELKİNİN TESİRİNİ ARTTIRIR.TELKİN ETMEYE BAŞLAMADAN ÖNCE VERİLECEK TELKİNLERİİ YAZIYA DÖKMEKTE ZİHİNLE KURULAN TEMASI GÜÇLENDİRİR. HER SEANS UYGULAMASINDA GENEL İYİLEŞTİRİCİ TELKİNLER VERİLMEKLE BERABER, SORUN ODAKLI BİR SEANS YÜRÜTMEK İSTENİYORSA SORUNA YÖNELİK TELKİNLERİ İÇEREN BİR SEANS PLANLAMAK GEREKİR. BU UYGULAMAYI DA EN AZ 14 İLA 21 KEZ TEKRARLAMAK DEĞİŞİMİ SAĞLAYACAKTIR. ZİHİNDE VE BEDEBDE DEĞİŞİM SAĞLAMAK İÇİN BELİRLENEN SÜRE ORTALAMA 14 İLA 21 TEKRARDIR.

OTOHİPNOZA BAŞLARKEN HEDEFLERİ BELİRLEMEK, UZUN VE KISA VADELİ PLANLAMAK İLK ADIMDIR. ARDINDAN NEFES EGZERSİZLERİYLE GEVŞEMEYİ SAĞLAMAK, BERABERİNDE KENDİ KENDİNE TELKİN İÇİN NİYETLENİLİR UYGULAMA AMACI DİLE GETİRİLİR NE KADAR SÜRE SONRA UYANMAK İSTEDİĞİNİZ BELİRLENİR, SONRA GÖZÜ SABİTLEME GİBİ KATALEPSİ DURUMA SÜRÜKLEYİCİ İNDÜKSİYONLAR VASITASIYLA DERİNLEŞMEYİ GERÇEKLEŞTİRMEKLE DEVAM EDİLİR. BİR MOTTO BELİRLENEBİLİR, BU YOLLA MİNİMUM ÜÇ KEZ BU MOTTOYU KENDİNİZE TEKRAR ETTİĞİNİZDE DAHA DA DERİNLEŞECEĞİNİZİ VE OTOHİPNOZA HAZIR KONUMA GELECEĞİNİZ TELKİN EDİLİR. SONRASINDA HİPNODRAMA YA DA SADECE TELKİN YOLUYLA DEVAM EDİLİR. BELİRLENEN SÜRE SONUCUNDA UYANMIŞ OLUNUR.

Örnek Otohipnoz Telkin Metni

Otohipnozu yeni uygulamaya başlayanlar için ilk bir hafta 10 dakikalık kendine tesir etme telkini etkilidir.

’Kendi düşüncelerime hükmedebilirim, kendim üzerinde söz sahibiyim.Her gün her noktada kendi üzerimdeki nüfusüm gittikçe artacak.Kendime tesir etmek için herşeye sahibim bunu düşünerek değişikliklere başlıyorum’’

Dikkat, Konsantrasyon Hafıza ve Motivasyon Telkini

‘’Ben berrak bir zihin ve fevkalade açık bir düşünceye sahibim.Muhakemem günden güne kuvvetleniyor. İradem kuvvetlidir, dikkatimi uzun zaman aynı noktada yoğunlaştırabilirim, hafızam esnek, güçlü ve giderek artmakta. Düşüncem keskin ve uyanık.ihtiyacım olan tüm fikirler hafızama geliyorlar ve her vaziyet için bir çözüm buluyorum.”

KENDİNE GÜVEN Telkini

BENİM SİNİRLERİM ÇELİKTENDİR.ARTIK ZİHNİMİN BERRAKLIĞINI MUHAFAZA EDEBİLİYORUM. SAKİNİM, HUZURLUYUM. CANLIYIM, KENDİME İNANCIM VAR.İÇ HUZURUM BAŞIMA NE GELİRSE GELSİN KİM NE DERSE DESİN BOZULMUYOR.KARARLIYIM TELAŞSIZ VE EMİN ADIMLARLA HEDEFLERİME İLERLİYORUM.GİRİŞKEN, ENERJİK VE HAREKETLİYİM.

KENDİNİZE SÖYLEDİĞİNİZ HERŞEY BİR GÜN GERÇEĞİNİZ OLUR…