Dürtü Kontrol Bozuklukları

Dürtü Kontrol Bozuklukları

Dürtü; kişiyi eyleme iten uyarandır. Bu uyaran

  • Dış dünyadan
  • Bedenden
  • İç dünyadan( psikolojik)

Her dürtünün  bir amacı vardır. Bu amaç dürtünün ortaya çıkmasını gerektiren durumun ortadan kalkması yani dürtünün ortadan kalkması, gerginliğin yok olması veya şiddetinin azalmasıdır. Bu durum dürtünün boşalımı ya da doyumu olarak bilinir. Bu amacın yerine getirilmesi bir nesne aracılığı ile olur. Yani bir amaç nesnesi üzerinden iş yapılır.

Dürtü kontrol bozukluklarının belirgin bir takım ortak özellikleri vardır;

  • Kişiler kendilerine ya da başkalarına zararları olacaklarını bildikleri halde bazı dürtülerine karşı koyamaz ve davranışlarını engellemekte güçlük çekerler.
  • Davranıştan önce artan bir uyarılma durumu vardır.
  • Eylem sırasında rahatlama, haz hissederler.

-Davranış planlanmış ya da planlanmamış olabilir.

-Davranışa bilinçli karşı koyma olabilir ya da  olmayabilir.

-Eylem sonrası suçluluk hissedilebilir ya da hissedilmeyebilir.

-Davranışlar dürtülere doyum sağladığı için egosentriktir  ( hemen doyum gerektiren bilinçli).

 

Dürtü kontrol bozuklukları:

  1. İntermittan ekspolsif (aralıklı patlayıcı ) bozukluk
  2. Kleptomani (çalma)
  3. Piromani ( istekli ve amaçlı kasti yangın çıkarma)
  4. Patolojik kumar
  5. Trikotilomani (kendi saçlarını yolma)
  6. Tanımlanmamış ( başka türlü adlandırılamayan dürtü kontrol bozuklukları kompulsif alışveriş, self mütülasyon )

 

İntermittan ekspolsif bozukluk

-Ciddi saldırı ya da eşyalara zarar verme ile sonuçlanan agresif dürtülerin olduğu birden fazla tekrarlayıcı dönem vardır.

-Dakikalar ve saatler içinde ortaya çıkar ve kendiliğinden sonlanır. Sıklıkla eylem sonrası suçluluk duyguları vardır.  Tek atak tanı koydurucu değildir.

-Erkeklerde kadınlara oranla daha fazla görüldüğü söylenmektedir.

-Sıklıkla 20-30 lu yaşlarda başlar. Orta yaşlarda semptomlar azalır.

-Psikoterapi + ilaç tedavisi uygulanır.

 

Kleptomani

Kişisel kullanım ya da değeri için olmadığı halde çalma davranışına karşı koyamama durumudur.       -Sıklıkla çaldıklarını ödeyebilecek maddi güçleri vardır.

-Planlı değildir, anlık gelişir. Amaç çalınan nesne değil çalma davranışıdır.

-Kadınlarda erkeklere oranla daha fazla olduğu söylenmektedir. Mağaza hırsızlıklarında %4-24 oranında kleptomani olduğu söylenmektedir.

-Bu kişilerde istenmedikleri, sevilmedikleri zarar gördükleri şeklinde algılar vardır.

-İç görü yönelimli psikoterapi, davranışçı psikoterapi,EKT ve ilaç tedavisi

 

Piromani

Birçok kez istekli ve amaçlı yangın çıkarmadır.

-Eylem öncesi uyarılma ve eylem sonrası rahatlama vardır. Yangın ve ateşle ilgili aşırı uğraşlar, merak ve ilgi vardır.

– Olay öncesinde hazırlık yapabilirler.

– Genelde çocuklukta başlar.

-Erkeklerde kadınlara oranla daha çok görülür.

-Objeyi tahrip etmeyi amaçlayan sadistik güdüler vardır. Ateşın tahrip edici gücü cinsel dürtü şiddetini sembolize eder.

-Çocuklarda tedavi daha etkindir. Psikoterapi, davranışçı yöntemler uygulanır. Erişkinlerde içgörü ve motivasyon eksikliği nedeni ile tedavi güçtür.

 

Patolojik kumar

Tekrarlayan ve uygunsuz kumar oynama davranışıdır.

-Planlanandan daha uzun süre ve daha fazla miktarlarda kumar oynanır. Sürekli kumar oynama ve para kazanma düşüncesi ile uğraşır.

-Kumar oynamayınca huzursuzluk hisseder. Giderek artan sıklık ya da miktarlarda oynanır.

– Kaybettiklerini tekrar kazanmak isterler. Tekrar aynı kısır döngü başlar. Toplumsal, ailevi ve mesleki işlevlerini yerine getirme de güçlük çekerler.

-Erkeklerde kadınlara göre daha fazla oranlarda ve %1-3 oranında  görüldüğü bildirilmektedir

-Bozukluk ergenlikte başlar ve kronik seyreder. Kazanma, ilerleyici kayıplar ve ümitsiz faz ortalama 15 yıllık bir süreyi alır. Sonuç yıkımdır.

-Grup terapisi, psikoterapi ve ilaç tedavisi kullanılır.

 

Trikotillomani

Gözle görülür ölçü de kayba yol açacak şekilde kişinin kendi saçını yolmasıdır.

-%90’ı bu yolma işlemini akşam yatma saatlerinde yaparlar. En sık saç, kirpik, kaş, sakal ve daha seyrek olarak da diğer bölgeler etkilenir.

-Genellikle inkar ederler.

-Stresle bu davranış artabilir.

-Kızlarda erkeklere göre 2-2,5 kat daha fazla görülür.

-Çoğunlukla 4-10 yaşlarında başlar. Çocuklarda erişkinlere göre 7 kat daha fazladır.

-Psikoterapi ve ilaç tedavisi kullanılır.

 

 

İlişkim Çelişki mi?

Sevgi dolu bir ilişki kurmak, yetişkin olarak yalnızlıkla başetme yolumuzdur. Anneyle o ilk yakın simbiyotik ilişkinin izleri hafızamızda her zaman kalacağından, ilişki kurma ve yakınlık arzusu en temel arzumuz olarak baki kalacaktır. Öncelik anneden aldığımız kendilik(self) ile kendini sevmek dediğimiz yoldan geçebilmektir. Bunun için ötekine gösterdiğimiz parçamızla kendimizi bildiğimiz parçamızın bütünleşik bir hal alması esastır. Kendini sürekli, tatmin edici ve karşılıklı biçimde sevebilen kişi sevme kapasitesine sahiptir ve bunu ilişkilerinde de ortaya koyabilir. Sevilen kişiyi iyi ve kötü özellikle birlikte algılayabilme, yalnız kalabilme ve bir başkasına sahte olmayan bir ilgi gösterebilme kapasitesi, anksiyete ve depresyonu tolere edebilme, yutulma ve terkedilme korkusu olmadan kendini bir başkasına duygusal olarak adayabilme kapasitesi özellikle gereklidir.

Sonrası AşK!

images (10)

Aşık olmak bir diğerinin gerçek kendiliğini sevmek, tasdik etmek ve desteklemek, diğerini gerçek kendiliğini canlandırması, dışa vurması ve geliştirmesi için cesaretlendirmeye çalışmaktır. Bazen aşk patolojidir.

  • Mükemmeli ararsın. Olmadığını fark ettiğinde hayal kırıklığın tavan yapar. İlişkiden kaçarsın.
  • Gözünde aşırı büyütür göklere çıkarır sonra yerin dibine sokarsın. Çünkü sevgilini bir yandan ödüllendirici ve tatmin edici, diğer yandan geriye çekilen ve hayal kırıklığına uğratan olarak iki yönlü görmektesindir. Hataları ve meziyetleri aynı anda barındıran birisi olarak göremezsin. Yanında olmadığında sanki sevgilinden mahrum edilmiş duygusunu, terk edilme, sevgilinin gerçekten yok olduğu veya bir daha gelmeyeceği korkularını yaşarsın.
  • Bir adım ileri iki adım geri bir ilişkidesindir. Şimdi biz neyiz, sonra biz ne olacağız deyip durursun, belirsiz ilişkiyi oldurtma çabanı perçinler. Çok yakınlaşırsan simbiyotik bir girdaba çekilme duyguların yoğunlaşır. Çok uzaklaşırsan bu kez terk edilme kaygın karşına dikilir.
  • Soğuk , bencil, hep meşgul olanı seçip yakınlık kuramamaktan yakınırken aslında ilişkide saklananın sen olduğunu bilemezsin.
  • Güvenli olanı seçmiş ilk aşkınla evlenmişsindir. Her şeyiyle bildiğin büyürken sana eşlik eden ama büyüdükçe farklılaştığın aranızdaki mesafenin arttığı ,diyalogun azaldığı ve birbirinizi kalıpların dışında göremediğiniz.
  • Başka bir şehirde yaşayan, çok yoğun çalışan ya da evli biriyle birlikteysen yine ilişki de değil aslında çelişkidesindir. Kaçtığın bir ilişkinin derinliği , sıcaklığı, bağlılığı, adanmışlığıdır.
  • Seksle başlayan ya da erken dönemde seksin yaşantılandığı bir ilişki yaşıyorsan ilişkinin oluşabilmesi için gereken flört safhasını pas geçtiğin için gerçek bir ilişki oluşamaz, bilgiye ve anlamaya dayalı dürüst bir bağlanma için önemli olan pozitif ve negatif yanlarını inceleyip bulamazsın.
  • Cinsel aşk arayışı ile ilişkiyi birbirine karıştırabilirsin. İlişkilerin başlangıcında , bilinmeyenlerin çokluğu cinselliği de kuvvetlendirir, bütün heyecan verici fantaziler için geniş bir alan yaratır. Birbirimizi tanıdıkça heyecan azalır ve ilişki fantaziden gerçeğe döner. Bu da cinsel arzu da başlangıca göre bir düşüş yaratır. Her yeni ilişkide aradığın aslında budur. Yani sürekli partner değiştirmek anlık bir çözümdür.
  • Seni aldattığını bildiğin halde ilişkiye devam edersin. Yeniden korkarsın. Bildiğin yol en doğru yoldur,varsayarsın.
  • Bir değil birden fazla ilişkide kendini arar, medcezir yaşar; eski aşkınla yeni aşkın arasında sonu gelmeyen kıyas kabul etmeyen çabalara girişirsin.
  • Sevgi ilişkisi olmayan biriyle olur, sonra evlilik ideanı gerçekleştirmesi için ona da hayal kırıklıklarından birini verirsin.
  • Yüksek standartlarla ilişkin ikili ilişkinin önüne geçtiği için para, statü, şan, şöhret vs. için Mış gibi yaptığın ilişkiler içine girersin.
  • Büyümekten korkarsın, evlilik zor gelir, çocuk yapmak kaygı verir; yürümekten hiç korkmazken…
  • Birlikte olur ama diğerlerine hoş gözüken bir çift olmanın, biz hiç kavga etmeyiz modelinde olmanın verdiği hazzı bırakamadığın için ayrılamazsın.

Sonuçta tüm bu çelişkiler içindeysen bu ilişkinizin ‘’yarası yarasına denk ‘’modelinde olduğunu, birbirinizin patolojilerinde varolduğunuzu gösterir. Ve eninde sonunda hayat iyileştirir, zaman kıymetliyse terapi iyileştirir, farkındalık düzenler ve aşk tazeler. Akış senin…

 

SİNEMATERAPİ

sinematerapiSinematerapi her gruptan danışan ve hasta gruplarına uygulanabilen etkin ve terapi sürecine ciddi katkı sağlayan bir yöntemdir. Temel amaçlardan birisi de kişiye içgörü kazandırmaktır. Çünkü sinematerapi için seçilen filmler bu yönde ve bu temele dayalıdır.

Sinematerapi için seçilen filmin salonda bulunan kişilerin durumlarıyla yakından ilgili olmadır ki, bu aşamada katılımcıların analizlerinin iyi yapılmış, öykülerinin tam anlamıyla alınmış olması koşulu kaçınılmaz olmaktadır. Aksi halde kişi neden şuan da diğer insanlarla birlikte olduğunu sorgulamak isteyecektir.

Analizi yapılmış iyi şekilde yapılmış olan kişilerin, filmde hangi kareleri ve hangi karakterleri kendine yakın bulacağıyla ilgili, sinematerapiye katılan uzmanın bir öngörüsü hali hazırda zaten bulunmaktadır. Dolayısıyla film sonunda danışanlarının görüşlerini alan uzmanlar bir nevi teyit aldıklarını görüyor olmaları işin en keyifli kısımlarındandır.

Kişiler kendileriyle ilgili kareler buldukları filmi anlatırlarken, bundan keyif aldıklarını belli ederler ve her sinematerapi seansından sonra kişilerdeki o rahatlamış olma durumunu sezebilmeniz mümkün olabilmektedir.

Burada amaç filmdeki konuyla ilgili uygun grupların ayarlanması ve bu kişilere beyaz perdede filmi izlettirmek temel alınmaktadır. Akabinde grup terapisine benzer bir yöntem ile uzmanların yönlendirmesi ve soru-cevap şeklinde katılımcıların filmle ilgili fikir, görüş, düşünce ve duygularının aktarılması istenir. Filmde kendilerine en yakın hissettikleri karakterlerin yanı sıra, filmin hangi sahnelerinden ne kadar etkilendikleri konusuna kadar birçok soru sorulur ve ön planda katılımcının aktif olduğu bir süreç olacak şekilde düzenlenir.

Sinematerapi seyrederken dolaylı yoldan duygu düzenlemesi yapabilmeyi sağlarken, film sonrası sohbetlerde de grup terapisi gibi fonksiyon gösterir.

Tanışmak için aylık sinematerapi seanslarımıza katılabilirsiniz.

Narsistik Aşk

Narsistik Aşk

Önce narsistik bir aşk hikayesiyle başlayalım.

*****

”’Slogan’ filminin setinde bir araya gelen Serge ve Jane’in arasında 18 yaş vardı. Filmin yönetmeninin ayarladığı bir akşam yemeğinde ilk kez karşı karşıya oturdular. Su gibi şarap içiyor, birbirleriyle neredeyse hiç konuşmuyorlardı. Jane, Serge’in ondan hiç hoşlanmadığını düşünmüş, hatta bu küstah adamın böbürlenen tavırlarına epey gıcık olmuştu. Buzları kırmak, belki de ilgisizliğini yüzüne vurarak rahatsız etmek için onu dansa kaldırdı. Serge “Ben dans etmeyi bilmem!” diye itiraz etse de, nazlanarak piste çıktı. Fakat tüm şarkı boyunca bilerek Jane’in ayaklarına basmayı da ihmal etmedi. Yemeğin sonunda bir gece kulübüne, ardından bir Rus müzikholüne gittiler. Serge, sabahın ilk ışıkları lacivert geceyi aydınlatırken, Rus kemancıları kulübün önüne dizmiş, kaldırımda Jane’le dans ediyordu.

 

Körkütük sarhoş, Hilton otelinin en üst katındaki süite çıktılar. Serge, odaya adım atar atmaz yatakta sızdı. Jane, fırsattan istifade, hemen koşup açık bir plakçıdan sabaha karşı sokakta dans ettikleri şarkının plağını alıp ayaklarının arasına sıkıştırdı ve kendi oteline gitti. Serge, Hilton’un koskocaman odasında gözkapaklarını gecenin yorgunluğuyla ağır ağır açtığında hiçbir şey eskisi gibi olmayacaktı. Bir Gitanes yaktı ve Jane’i aradı.”

Gayet iddaalı başlayan yeterince narsistik bir hikaye…

indir (1)

Sonrası beklendiği gibi birliktelik ve…

1971’de kızları Charlotte dünyaya geldi. Charlotte daha iki yaşındayken Serge ciddi bir kalp krizi geçirdi. Ambulansla hastaneye yetiştirilirken üzerine Hermès battaniyesinin örtülmesi için sedyesinden emirler yağdırıyordu. Hastane battaniyelerinin ‘çok sıkıcı’olduğunu, onların içinde fotoğraflanacağına ölmeyi tercih edeceğini söylüyordu. Kalp krizini mucizevi bir şekilde atlattıktan sonra hastanede bir basın toplantısı düzenlemeye karar verdi ve ömrünü uzatmak için sigarayı ve içkiyi artıracağını açıkladı!”

 

****

”Serge’in gitgide kontrolden çıkan alkolizmi, manik epizodları, takıntıları onunla bir arada yaşamayı zorlaştırıyordu. Birbirlerine delice âşıklardı, ama aynı çatı altında kalamayacak kadar bağımsızlıklarına düşkünlerdi. Serge, her şeyin kendi düzeni içinde, koyduğu yerden bir parmak kımıldatılmadan durmasını, evinin bir müze gibi korunmasını istiyordu. Jane’in odasını kendi kısmından ayırmış, ona ‘oyuncak bebek odası’ adını vermişti. Evin geri kalan bölümünde tuhaf heykelleri, piyanoları, içki şişeleri, ağzına kadar dolu kül tablaları, şaşaalı avizeleri, görkemli tablolarıyla karanlık bir lord gibi yaşıyordu. Jane, “Dünyanın en hüzünlü gözlerine ve en güzel ağzına sahip” dediği bu gizemli adamın kederli ırmağında 11 yıl aktı. 1980’de ‘oyuncak bebek odası’ndaki eşyalarını toplayıp Rue de Verneuil’deki evden taşındı.”

****

Hayranlık duygusuyla başlayan değersizlik duygusuyla son bulan her narsistik aşk gibi onlarınki de böyle sonlandı. Yine de…

 

”Onlar cinsel devrimin, liberal rüzgârın ve bohem fetişlerin ikonlarıydılar. Fransa’nın çirkin kralı, İngiltere’nin güzel prensesiyle, bin yıllık bir peri masalını 1968 kuşağına yeniden anlattı. New York’ta, Londra’da, Paris’teki kadınlar Jane gibi giyinmek, Serge’le sabaha kadar sevişmek istedi. Güney Fransa’da şarap, sanat, seks, iyi yemek ve tatlı bir melodi eşliğinde yaşamanın idealize dünyası Jane ve Serge’i saran genel cool’un tanımı oldu.

Bugün hâlâ siyah-beyaz bir karede, özgürce sevişmeyi, çekip gitmeyi, hasretle geri gelmeyi, ağlayarak ayrılmayı ve âşık kalmayı hayal edenleri erotik bir rüyaya davet ediyorlar.”

 

*****

Hikaye  Tempomag.com.tr ‘den alıntıdır.

Bu hikayeyi Jane ve Serge ‘i yeniden anımsattıkları için tekrar teşekkürler!

*****

Gelelim narsistik aşkın iç yüzüne…

Narsisistik kişinin bir kaçındığı yakın ilişkilerdir. Çünkü yakın ilişkiler insanlardan ve kendinden sakladığı aslında hiç de mükemmel olmayan gerçek benliğinin açığa çıkma, fark edilme riskini taşır.

Sonu gelmez ve asla doyum bulmayan narsisistik talepleri yoğun, mutlak ve ısrarcıdır. Üstelik çoğu kez de karşısındakinin karşılayabileceği türden makûl talepler değildir.

Ya hayranlık bekler ya da idealize ettiği partnerinin yüceliğine sığınmak ister. Bu beklentisi karşılanmadığında şiddetli bir hüsran ve öfke yaşar ve partnerini değersizleştirerek karşılık verir.

Çoğu kez narsisistik kişilerin bağımlı oldukları düşünülür. Çünkü narsisistik geribildirimler elde etme noktasında ötekilere bağımlıdır. Nitekim bu bağımlılık onları kişilerarası ilişkilerde kırılgan, alıngan, öfkeli hale sokar.

Etkileyici, çarpıcı, rol yapıcı davranışlarını çoğu zaman kendileri de farkında olmadan gerçekleştirirler.

Karşı taraftaki kişinin neyi duymak istediğini çok iyi fark ederler.

Hayranlık duygusu uyandırıncaya kadar işe devam ederler.

İleri narsisistler hayranlık duygusu uyandırdığı kişiyi artık yok sayar, küçümser.

İnsanları etkileme, göz boyama, ilgisini çekme konusunda çok başarılıdırlar.

İlk tanışmalarda çok etkileyicidirler.

Uzun beraberlikte bencil ve çıkarcı yapıları nedeniyle kendilerinden nefret ettirirler. Fakat elde ettikleri güç, para ve şöhretle insanları kendilerine bir şekilde bağlarlar.

Ağır narsisist olağanüstü, keşfedilmemiş, özel, seçilmiş olduğunu düşünür.

Cinselliği soğuk ve anorgazmik niteliklere bürünebilir. Ereksiyon zorluğu, geç ejakülasyonlar ortaya çıkabilir. Bazı kişilerde yoğun aseksüel özellikler görünebilir.

Cinselliklerinde hakim olan saldırganlık, nesneyi tüketmeye, bitirmeye yönelik yapıdadır (Kernberg). Bu gibi durumlarda, partnerlerine yönelik yoğun eleştiri yapar. Onun erkekliğini veya kadınlığını aşağılar.

Önemli bir bölümü, ilişkilerinin başlangıcında hiper-seksüel, yüksek libidolu kişiler gibi görünürler. Ancak bir zaman sonra partnerlerine yönelik ilgileri azalır ve ilişkide can sıkıntısından yakınmaya başlarlar.

Narsisistik kişiler, çoğu kez fiziksel olarak çekici, sosyal olarak cezbedicidir.

Akademik ve mesleki alanlarda hatırı sayılır derecede başarılı bireylerdir.

Ancak, benliklerindeki boşlukla yüzleşmeyi erteleyebilseler de bundan ebediyen kaçamazlar (Gabbard, 1994).

Ya da nihayet kusursuz aşkı yakaladığını düşünür.

İki narsistin aşkı devlerin aşkı olarak bilinir.

Narsisistik hasta, mükemmel terapist arayışındadır. Kendisinin de terapistinin en ayrıcalıklı, en ilginç ve biricik hastası olmasını arzular. Zamanla idealize ettiği terapistle yaşadığı terapi ilişkisinin, kişisel sorumluluk almayı gerektirdiğini fark eder. O vakit ilk tepkisi çoğu kez terapisti ve terapiyi değersizleştirmek olur.

Yüzeyde mesafeli olma ve ilişkiye girmeme gibi görünen şey aslında altta aktif bir değersizleştirme, küçük görme ve kötüleme sürecinin yansımasıdır.

Terapiye iyileşmek için geldiğini söyler. Aslında amacı özbenliğin bastırılmasının yol açtığı içsel güçsüzlüğünü, terapiste atfettiği yüceliğe sığınarak ve terapistin hayranlığını elde ederek gidermektir (Masterson, 1990).

Sonuç olarak;

Aşkın ek çok tanımı ve çeşitleri olmasına karşın gerçek kendilik ve gelişimi açısından tanımlanacak olursa, aşk bir başkasının gerçek kendiliğini sıcak, duygusal bir biçimde, şart koşmadan tanımak ve eşin iyiliğini kendi iyiliği kadar gözetecek şekilde ilişkiyi kuvvetlendiren cinsel arzunun tadına varmaktır. Aşık olmak bir diğerinin gerçek kendiliğini sevmek, tasdik etmek ve desteklemek, diğerini gerçek kendiliğini canlandırması, dışa vurması ve geliştirmesi için cesaretlendirmeye çalışmaktır.

Narsistik aşk daha çok ötekinin iyiliklerini içine almak, güzelliğinden beslenmek, enerjisini almak, gücünü kullanmak üzerine kurulur. Hayranlıkla yükselerek başlar, değersizleştirme ile son bulur. Çoğu kez iyiki de bitmiş dedirten türdendir.

Belki de ‘’Bir Narsist’i Sevdim’’ ‘i okumak istersiniz, Simon Crompton bunları çok daha detaylandırmış. Keyifli okumalar…