Yoga ve Kilo Kontrolü

 

Yoga yaşama geçirildiğinde, beden daha esnek ve güçlü, zihin berrak, duygular dengeli bir hal aldığı için fiziksel, mental ve duygusal istikrar ve güven oluşur. Beden-zihin diyalogunun artması ile birey bedeninin ihtiyaçları konusunda farkındalık kazanmaya başlar. Bu farkındalık bedenden zihne, zihinden psikolojiye yayılır. Yoga sayesinde kazanılan bedensel farkındalık bireyin ‘’yeterince’’ kavramını özümsemesini ve kendini zihinsel, bedensel ve ruhsal anlamda doyuma götürecek besinleri aramasına, seçmesine ve de yemesine yönlendirir. Bireyin kendini doğru anlamda tatmin etmesini yeterince doyum sağlamış olmasını amaçlar.

Doğru solunum, dengeli sinir sistemi, gevşeme, mide fonksiyonlarının düzene girmesi, sindirim sisteminin doğru çalışması, duygusal rahatlama, yaşamdan gerçekten zevk alma sayesinde birey doğal ve kendi kendini düzenleyen bir beslenme alışkanlığına kavuşur. Aynı zamanda yoga doğru nefes alma tekniklerini öğretirken bu da vücuda sağlıklı oksijen girmesini sağlar. Doğru oksijen demek de yağ yakımıdır. Beden duruşları ve nefes egzersizleri sayesinde öfke duygusu yerini gevşemeye bırakırken, yavaşlayan endokrin sistem sayesinde yeme krizleri de çözülür. Artan beden farkındalığı kişinin doğru ve sağlıklı bir beden imgesi geliştirmesini destekler. Dolayısıyla iştah kontrol altında tutulur. Diğer yandan sağlıklı beden imgesiyle kendine güven ve özsaygı da artar. Bu döngü yogayla kazanılan yaşam düzeninin devamını sağlayan esas noktadır.

Yoga, bir grup egzersiz gibi gözükse de içerdiği teknikler sayesinde kilo kontrolünde tutarlı, istikrarlı ve emin adımlarla ilerlemede bilinen en iyi yollardan biridir. Meditasyon çalışmaları sayesinde yemekle ilişkiyi mental olarak da yeniden düzenlemeyi sağlarken; diğer yandan bilinçdışı mesajların da yönetilmesini sağlar. Beden ve zihni yavaşlattığı için yeme temposunu da düşürür. Yoga kilo vermek için bir yaşam stiline dönüştüğü takdirde etkili bir araçtır. Yogik beslenme anlayışıyla bir arada düzenli yoga yapmak ideal kiloya ulaşmak ve zihin, beden,ruh dengesinin istikrarını sağlar. Bu istikrarla kişi kendini doğru beslemeyi öğrenir, yemekle olan ilişkisini günceller. Yoga felsefesi, içimize aldığımız besinleri seçerken en doğalını, en az işlenmişini, en az zararlı olanını seçmemiz gerektiği üzerinde önemle durur. Diğer yandan yemekleri sevgiyle yapmaya da ayrıca vurgu yapar.

Yoganın bütüncül perspektifi kilo kontrolünde de en belirgin dönemeçtir, yogayı hayatınıza dahil ettiğinizde değişen yalnızca kilonuz olmayacaktır, yeme stilinizden, yemek seçiminize kadar her şeyin doğaya-doğala dönüşüne inanamayacaksınız.

SOSYAL MEDYADA PAYLAŞTIKLARIN SENİN HAKKINDA NE ANLATIYOR?

 

Sosyal medyada her gün birden fazla paylaşım yapmak artık hayatımızın bir parçası haline geldi. Hepimizin sosyal medyada kimse görmesin istediği bir arka bahçesi, herkes okusun dediği bir verandası var. Bu kadar paylaşım anbean aktıkça, gün gün kaydedildikçe adeta bir anı defteri gibi sosyal medya hesaplarımız. Peki hangi taraflarını dışavurmayı seçiosun?

-Harika bir tatile gitmişsin, hemen bembeyaz kumlarda ya da nefis herhangi bir manzarada fotonu çekip ekliyorsun. Eğer fazla çoşkulu ve gösterişe odaklıysan o zaman bu takipçilerin tarafından geri teper. Belki arkadaşlarına ve seni tanıyanlara sıcak gelebilir ya da sana imrenebilirler ama ya yakından tanımayanlar? Bunu önlemek için önce tatili sembolize eden bir eşyayla mizansen yapıp bir foto ekle , zaten beklenti oluşturduğun için imrenilecek fotoları artık rahatlıkla ekleyebilirsin.

-Başkalarını fazlasıyla öven, her ekledikleri akışa hoşnutluk tepkisi, beğen, veren biriysen onay ve beğenilme ihtiyacın olabilir. Favorilerini seçer ve takipçilerini de bu doğrultuda yönlendirirsen özgün bir tarz oluşturabilir ve beklediğinden daha fazlasını elde edebilirsin.

-Kök ailende ve yakın çevrende olan biteni her zaman sosyal medyada anonslamak ya da ordan duymak iyi bir fikir değildir. Onlarla arandaki özel bağı her zaman telefon ve yüzyüze etkileşimle sıcak tutmak daha iyidir.  Sosyal medya daha çok sık görüşmediğin, fiziksel mesafen olan ve vakit bulamadığın kişilerle bağını sıcak tutabilmek için daha etkili kullanılmak için var.

-Desteğe ihtiyaç duyduğunda rahatlıkla paylaşım yapabiliyor musun? Kendini rahatça ifade edebileceğiniz bir alan yaratabildin mi? Yoksa kime ne benden deyip izole mi oluyorsunuz? Bu durum zaten sosyal hayatında da tekerrür ediyor mu? O halde bunu tersine çevirmek için en güzel yerdesin, hemen sosyal medyadan kendinizi açabilme denemelerine başla derim.

-‘’En’’ olmak gibi bir derdin var mı? En çok takipçi, en sıcak paylaşım,hep çevrimiçi, en çok beğeni, en çok içerik gibi gibi…Bırakın önden gidenin arkasından gelen hep takipçisi olur bilin

-Sosyal medyayı çatışma meydanı olarak görüyor, her yorumun altına tersini yazıyorsan, ters kimlik olabilirsin. Yani aynı fikirde olsan bile önce hayır diyebilirsin. Ve bu senin varoluş şekline sirayet etmiş olabilir. Ötekilerin fikrini seninkine , seninkini ötekilere uyulmamak zorunda değilsin. Aynı fikirde olmadan da uzlaşı olabilir, esas ihtiyacını fark etsen çatışma son bulur.

-Bir grubun hararetli bir destekçi olarak mı sosyal medyadasın, o zaman belki takipçilerin seni yalnızca o grup içinde tanır başka taraflarını göremez. Arada bir grup dışında da paylaşımlar yapsan iyi olur.

-Kurumsal kimliğin, mesleki platformlardaki görüntün etkilenmesin diye sürekli bir uzman gözüyle konuşup paylaşıp sınırlı paylaşımda bulunuyor olabilirsin, bazen tüm bunları bırakıp sadece sen olarak akışına katkı sağlasan sıkıcı imgeden çıkmış olursun.

Sonuç olarak sosyal medyadaki varoluşlarımız hayattaki varoluşlarımızla ya birebir örtüşür ya da eksiklerin bir telafisi olarak gerçekleşir. Önemli olan gerçekten yansıttıklarımızla yansıtmak istediklerimizin ne kadar örtüştüğüdür, tersi sorundur. Kendinizi yansıtabildiğiniz paylaşımlar…images (14)

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

İlişkim Çelişki mi?

Sevgi dolu bir ilişki kurmak, yetişkin olarak yalnızlıkla başetme yolumuzdur. Anneyle o ilk yakın simbiyotik ilişkinin izleri hafızamızda her zaman kalacağından, ilişki kurma ve yakınlık arzusu en temel arzumuz olarak baki kalacaktır. Öncelik anneden aldığımız kendilik(self) ile kendini sevmek dediğimiz yoldan geçebilmektir. Bunun için ötekine gösterdiğimiz parçamızla kendimizi bildiğimiz parçamızın bütünleşik bir hal alması esastır. Kendini sürekli, tatmin edici ve karşılıklı biçimde sevebilen kişi sevme kapasitesine sahiptir ve bunu ilişkilerinde de ortaya koyabilir. Sevilen kişiyi iyi ve kötü özellikle birlikte algılayabilme, yalnız kalabilme ve bir başkasına sahte olmayan bir ilgi gösterebilme kapasitesi, anksiyete ve depresyonu tolere edebilme, yutulma ve terkedilme korkusu olmadan kendini bir başkasına duygusal olarak adayabilme kapasitesi özellikle gereklidir.

Sonrası AşK!

images (10)

Aşık olmak bir diğerinin gerçek kendiliğini sevmek, tasdik etmek ve desteklemek, diğerini gerçek kendiliğini canlandırması, dışa vurması ve geliştirmesi için cesaretlendirmeye çalışmaktır. Bazen aşk patolojidir.

  • Mükemmeli ararsın. Olmadığını fark ettiğinde hayal kırıklığın tavan yapar. İlişkiden kaçarsın.
  • Gözünde aşırı büyütür göklere çıkarır sonra yerin dibine sokarsın. Çünkü sevgilini bir yandan ödüllendirici ve tatmin edici, diğer yandan geriye çekilen ve hayal kırıklığına uğratan olarak iki yönlü görmektesindir. Hataları ve meziyetleri aynı anda barındıran birisi olarak göremezsin. Yanında olmadığında sanki sevgilinden mahrum edilmiş duygusunu, terk edilme, sevgilinin gerçekten yok olduğu veya bir daha gelmeyeceği korkularını yaşarsın.
  • Bir adım ileri iki adım geri bir ilişkidesindir. Şimdi biz neyiz, sonra biz ne olacağız deyip durursun, belirsiz ilişkiyi oldurtma çabanı perçinler. Çok yakınlaşırsan simbiyotik bir girdaba çekilme duyguların yoğunlaşır. Çok uzaklaşırsan bu kez terk edilme kaygın karşına dikilir.
  • Soğuk , bencil, hep meşgul olanı seçip yakınlık kuramamaktan yakınırken aslında ilişkide saklananın sen olduğunu bilemezsin.
  • Güvenli olanı seçmiş ilk aşkınla evlenmişsindir. Her şeyiyle bildiğin büyürken sana eşlik eden ama büyüdükçe farklılaştığın aranızdaki mesafenin arttığı ,diyalogun azaldığı ve birbirinizi kalıpların dışında göremediğiniz.
  • Başka bir şehirde yaşayan, çok yoğun çalışan ya da evli biriyle birlikteysen yine ilişki de değil aslında çelişkidesindir. Kaçtığın bir ilişkinin derinliği , sıcaklığı, bağlılığı, adanmışlığıdır.
  • Seksle başlayan ya da erken dönemde seksin yaşantılandığı bir ilişki yaşıyorsan ilişkinin oluşabilmesi için gereken flört safhasını pas geçtiğin için gerçek bir ilişki oluşamaz, bilgiye ve anlamaya dayalı dürüst bir bağlanma için önemli olan pozitif ve negatif yanlarını inceleyip bulamazsın.
  • Cinsel aşk arayışı ile ilişkiyi birbirine karıştırabilirsin. İlişkilerin başlangıcında , bilinmeyenlerin çokluğu cinselliği de kuvvetlendirir, bütün heyecan verici fantaziler için geniş bir alan yaratır. Birbirimizi tanıdıkça heyecan azalır ve ilişki fantaziden gerçeğe döner. Bu da cinsel arzu da başlangıca göre bir düşüş yaratır. Her yeni ilişkide aradığın aslında budur. Yani sürekli partner değiştirmek anlık bir çözümdür.
  • Seni aldattığını bildiğin halde ilişkiye devam edersin. Yeniden korkarsın. Bildiğin yol en doğru yoldur,varsayarsın.
  • Bir değil birden fazla ilişkide kendini arar, medcezir yaşar; eski aşkınla yeni aşkın arasında sonu gelmeyen kıyas kabul etmeyen çabalara girişirsin.
  • Sevgi ilişkisi olmayan biriyle olur, sonra evlilik ideanı gerçekleştirmesi için ona da hayal kırıklıklarından birini verirsin.
  • Yüksek standartlarla ilişkin ikili ilişkinin önüne geçtiği için para, statü, şan, şöhret vs. için Mış gibi yaptığın ilişkiler içine girersin.
  • Büyümekten korkarsın, evlilik zor gelir, çocuk yapmak kaygı verir; yürümekten hiç korkmazken…
  • Birlikte olur ama diğerlerine hoş gözüken bir çift olmanın, biz hiç kavga etmeyiz modelinde olmanın verdiği hazzı bırakamadığın için ayrılamazsın.

Sonuçta tüm bu çelişkiler içindeysen bu ilişkinizin ‘’yarası yarasına denk ‘’modelinde olduğunu, birbirinizin patolojilerinde varolduğunuzu gösterir. Ve eninde sonunda hayat iyileştirir, zaman kıymetliyse terapi iyileştirir, farkındalık düzenler ve aşk tazeler. Akış senin…

 

PANİK BOZUKLUĞU VE PANİK ATAK

PANİK BOZUKLUĞU VE PANİK ATAK

Beklenmedik bir anda ve kendiliğinden ortaya çıkan panik nöbetleriyle seyreden bir hastalıktır. Psikolojik yönden yoğun duyguların neden olduğu, beklenmedik bir anda kendiliğinden birdenbire ortaya çıkan, kişide korku ve huzursuzluk yaratan “panik nöbetleri”yle seyreder. Kişinin yaşadığı yoğun anksiyete ve özellikle “tehlikede olduğu” yaşantısı hastalığın psikolojik görünümünü oluşturur ve kişinin o ortamdan kaçmasına ya da kaçınmasına neden olur.

indir (2)

Kişi genellikle ilk panik atağı geçirdiği ortama bir daha girmemeye çalışır, çünkü o ortamın yeni atakların oluşmasına neden olabileceğini düşünür. Ancak bu kaçınma davranışı zamanla kişinin sosyal yaşamını kısıtlar, sonuçta evinden çıkamamasına hatta evinde bile yalnız kalamamasına yol açar. Bu durumda artık “agorafobiyle birlikte panik bozukluğu” halini alabilir.

Panik atak yaşayanlarda, çarpıntı, soluğun kesilmesi, yeterince soluk alamama ve hava açlığı duygusu, nefes darlığı, boğuluyor gibi olma, boğazda tıkanma hissi, yutkunamama, baş dönmesi, çevredeki nesnelerin bulanık ya da yüzer gibi hareket ediyormuş şeklinde algılanması, bayılacak gibi olma, titreme, sarsılma, terleme, bulantı, mide ve karın içinde kıpırtı, karın ağrısı, uyuşma, istirahat durumunda da gelebilen, egzersizle ilişkisi olmayan ve daha çok sol kola, omuza ve koltuk altına yayılan birkaç saniye süreli, yineleyen göğüs ağrısı, uyuşma, karıncalanma, ateş basması, ürperme, tüylerin diken diken olması, zihin bulanıklığı gibi bedensel belirtiler ortaya çıkar. Tüm bunlar kişideki uyarılmışlık halini artırdığından hasta tüm antenlerini kendine çevirip kendini izlemeye varmadığı önemsiz değişiklikleri bile hisseder, hem de  bunların hissedilmesi, uyarılmışlık halini daha da artırır. Özetle artık kısır bir döngü içine girmiştir ve gelecekte de benzer atakları geçirebileceği endişesiyle korkulu bir bekleyiş içindedir (Prof. Dr. Erdal IŞIK, Nevrozlar, Ankara, 1996)

 

DSM-IV PANİK ATAĞI TANI ÖLÇÜTLERİ

Aşağıdaki belirtilerden en az dördünün (ya da daha fazlasının), ani olarak başladığı ve 10 dakika içinde en yüksek düzeyine ulaştığı, yoğun bir korku ya da rahatsızlık döneminin olması:

  • Çarpıntı, kalp atımarının ya da kalp atım hızında artma olması
  • Terleme
  • Titreme
  • Nefes darlığı ya da boğulma hissi
  • Soluk kesilmesi
  • Göğüs ağrısı ya da göğüste sıkıntı hissi
  • Bulantı ya da karın ağrısı
  • Baş dönmesi, dengesizlik ve sersemlik hissi ya da bayılacakmış gibi olma
  • Derealizasyon (gerçeklik dışı duyguları) ya da depersonalizasyon (benliğinden ayrılmış olma duyguları)
  • Kontrolünü kaybedeceği ya da çıldıracağı korkusu
  • Ölüm korkusu
  • Paresteziler (uyuşma ya da karıncalanma hissi)
  • Üşüme ya da ateş basmalar

 

Panik bozukluğu ve panik atak tanısı almış hastaların durumları değerlendirildikten sonra yoğun psikoterapi sürecinde, ilk hedef olarak danışandaki panik atak nöbetlerini kaldırmaya yönelik seanslar düzenlenmelidir. Hedeflerden bir diğeri ise hastanın tanısına eşlik eden herhangi bir psikiyatrik durumun eşlik edip etmediğinin araştırılmasıdır. Semptomları düzenlemede ilaç tedavisi işlev kaybının geri kazandırılmasında önemli bir fayda sağlar.

Hipnoterapi :Bu yöntemi daha çok panik bozukluğu ve panik atak hastalarında relaksasyon (rahatlama) amaçlı olarak uzmanlar tarafından kullanılmaktadır. Kişinin kendisini daha rahat, daha huzurlu hissetmesine yönelik telkinler verilerek sosyal hayatına devam etmesi amaçlanmaktadır.

Nefes Terapisi: Bu yöntemle panik bozukluğu ve panik atak hastalarına nefeslerini doğru kullanmaları yönünde eğitim verilerek, daha sakin ve daha etkin sakinleşme sağlamak için belli teknikler öğretilmektedir.

Yoga &Meditasyon: Ruhsal&bedensel ve zihinsel enerjiyi dengelemede ve panik duygusuyla başetmede etkinliği kanıtlanmıştır.

  Sonuç olarak, panik bozukluk/panik atak uzun süreli ve çok boyutlu üzerinde durulması gereken, kişinin rutin hayatını sekteye uğratan bir sorundur.