Eski Sevgilini Takip Etmekten Nasıl Vazgeçersin?

 

Bazen ilişki bitse bile içindeki hırs, hınç, hayal kırıklığı ve öfke bitmeyebilir. İçindekini yavaş yavaş soğutmak için onu izlersin. İzledikçe adeta muayene edersin, bak işte beni seviyor ki böyle yazmış der üstüne alınırsın. Bir şarkı paylaşır, hemen kişiselleştirirsin. Dönsün gelsin de içimin yağları erisin, sırf ben göndereyim benim seçimim olsun da dersin belki. Belki de gelsin bir şekilde yine birlikte oluruz biz çok farklı bir çifttik de diyebilirsin.

images (1)

Sonra bir bakmışsın elinde telefon her an ekran başındasın. Saatler, günler, aylar geçivermiş. Gözlemlerin sonucunda, o mutlu! Senle onca zaman geçirmiş olmasına rağmen evliliğe hazır değilim diye kaçmış. Ve de senden hemen sonraki hatunla 3 ayda nişanı takmış.

Yani, hırsın ikiye katlandı. Daha çok takibe aldın. E bunun sonu yok mu?

images (4)

Buna bir son vermek için nereden başlamalı?

*Niye ayrıldık, niye bitti, bu bize nasıl oldu gibi ayrılık süreci analizlerine son ver. Bunları düşünüp durmak aynı duyguyu ısıtıp ısıtıp yaşamana yol açar. Bugün yeni bir gün.

*Eğer ilişkinizin bitip bitmediği konusunda çelişkideysen önce bunu açığa kavuşturun. Sosyal medyada açık kapı bırakan ifadeler kullanmadan önce ona sor. Eski bir fotonuzu paylaşıp ‘’sonsuza dek birlikte’’ yazman için uygun bir zaman olmayabilir.  Ya da aşırı havalı, umursamaz modunda ‘’artık ilişki istemiyorum, bundan sonra kendime bakıcam.’’ gibi cümleler kurmadan önce de onunla konuşmalısın. Unutma ki bu mod seni kırılganlığından koruyan bir kalkan sadece.

*Çevrenizdekilerle ayrıldığınızı paylaş, sosyal medya hesaplarınızda durum değişikliğini yap.

*İletişiminizi sonlandır. Yoksa hala mesaj beklentisi, doğum günü kutlaması , hediye beklentisi  gibi durumlar içinde olabilirsin. Tüm ilişiğini kes ki ilişki bitsin, yoksa bitmesin istiyorsundur.

*Kendini acıtmak için ne kadar çok eğleniyor, ne kadar da hızlı unuttu bak beni , şu acaba yeni sevgilisi mi , nasıl hemen de birini sevebildi, onca yaşadığımız yalanmış gibi dramalar sahneleme. Sosyal medyada sadece insanların hayatından belli kesitler yer alır, madalyonun diğer yüzü elbette seni özlediği, seni aramak istediği , seni düşündüğü anlar vardır ve hepte olacaktır, ama bu seninle olmak istediği anlamına gelmez.

images (3)

*Aynı zamanda senin de onunla olmak istediğin, onu çok sevdiğin ve de onunla bir gelecek arzusunda olduğun anlamına da gelmez. Sadece kırgın, reddedilmiş ve ya da istediği olmamış bir çocuk gibi takıntılı ve ısrarcısın. Korkma bunlar hep duygu ve duygular ana özgüdür, anlar geçicidir.

*Tüm hesaplarını kapatman kendini görünmez yapman da tampon bir çözümdür. Yani bir süreliğine iş görür. Tavsiyem kendini baskılamaya çalışma, ne görmek için izliyorsun bunu düşün. Duygunu kabul et. Kabul etmek iyileşmenin ilk adımıdır.

Rutinin Dayanılmaz Cazibesi

 

Rutin yetişkin hayatında sıkıcı ve kırılması gereken bir zincir gibi algılansa da bebekler ve kediler için güvenlik hissini uyandırdığı için büyük bir önem taşır. Aynı saatte uyanma, aynı saatte beslenme, aynı ninniyi bin kez dinleme, bunlar hep bebeğin kendini güvenli bir alanda , bildik , tanıdık bir ortamda yaşıyor hissetmesini sağlar. Kediler için de durum aynı sabahtan akşama istisnasız aynı düzenin sürmesinden yanadırlar. Evdeki tek bir eşyanın yeri değişse ya da eve yeni bir şey gelse hemen bir huzursuzluk hissine dönüşebilir.

  • indir (1)

 

Peki ne oluyor da ergenlikle birlikte rutinden sıyrılma, rutinden sıkılma ve yeni farklı olanları deneme arzusu ortaya çıkıyor?

Aslında ergenlikten önce iki yaş civarında ‘’berbat ikiler dönemi’’ dediğimiz dönemde de bizim için ailemiz tarafından planlanan rutini kırıp kendi seçimlerimizi ısrarcı şekilde yaptığımız birkaç yıl geçiririz. Sonra yine uyum sağlar ergenlikte ‘’kimlik’’ kazanma sürecinde rutini reddetmeye, yeni alışkanlıklar için keşfe çıkmaya başlarız. Bu keşif sürecinde her şeyden birazcık tat alır, her şeyi denemek isteriz. Hiçbirinde karar kılmak hedef değildir, önemli olan kim olduğumuzu, ne istediğimizi bulabilmektir.

Bebekliğin yaşamda kalmak için bağlanma durumunda olma halinden de çıkar kendimizi gerçekleştirme arzusuyla dolar taşarız. Çabalar, yırtar, koşturur, çalışır, herkese yardım eder, sonunda da yoruluruz. Tıpkı hırçın bir kedinin evcilleşmesi gibi.

Yetişkinlikte küçük rutinler eklemeye çalışır, bir yaşam tarzı ortaya koymaya başlarız. Yine de farklılıklar , sürprizler ve plansızlığa yer vardır. Rutinin sıkıcı olduğu baskısı kalkmıştır ancak yine de rutin kaybolma hissiyle örtüşür. Yeni olan uyanış yaşatır. Her yeni de yeni bir farkındalık gelişir.

  • 1

 

Sonra yaşlandıkça yeniden rutinler kaplar hayatımızı. Ne de olsa güvendir rutin. Sığınaktır. Her gün yapacaklarının belli olması, alışkanlıkların, sevdiklerin hepsini biliriz. Deneme yanılmaların azdır. Belki sevdiklerimizle olan güzel günleri anımsatsın diye eski rutinleri sıkça tekrarlarız. Uslu, sakin bir kedidir artık.

Ve Rutinin Dayanılmaz Cazibesine kapılmış, tekrar tekrar huzuru onda bulmuşuzdur.

Rutin güzeldir, ritüellerdir, alışkanlıklardır; akıştır. Gündelik rutinimizi güncelledikçe akışın huzuru her yaşta bizi sarar.

  • SENİN RUTİNİNDE AKIŞ NASIL?

SİNEMATERAPİ

sinematerapiSinematerapi her gruptan danışan ve hasta gruplarına uygulanabilen etkin ve terapi sürecine ciddi katkı sağlayan bir yöntemdir. Temel amaçlardan birisi de kişiye içgörü kazandırmaktır. Çünkü sinematerapi için seçilen filmler bu yönde ve bu temele dayalıdır.

Sinematerapi için seçilen filmin salonda bulunan kişilerin durumlarıyla yakından ilgili olmadır ki, bu aşamada katılımcıların analizlerinin iyi yapılmış, öykülerinin tam anlamıyla alınmış olması koşulu kaçınılmaz olmaktadır. Aksi halde kişi neden şuan da diğer insanlarla birlikte olduğunu sorgulamak isteyecektir.

Analizi yapılmış iyi şekilde yapılmış olan kişilerin, filmde hangi kareleri ve hangi karakterleri kendine yakın bulacağıyla ilgili, sinematerapiye katılan uzmanın bir öngörüsü hali hazırda zaten bulunmaktadır. Dolayısıyla film sonunda danışanlarının görüşlerini alan uzmanlar bir nevi teyit aldıklarını görüyor olmaları işin en keyifli kısımlarındandır.

Kişiler kendileriyle ilgili kareler buldukları filmi anlatırlarken, bundan keyif aldıklarını belli ederler ve her sinematerapi seansından sonra kişilerdeki o rahatlamış olma durumunu sezebilmeniz mümkün olabilmektedir.

Burada amaç filmdeki konuyla ilgili uygun grupların ayarlanması ve bu kişilere beyaz perdede filmi izlettirmek temel alınmaktadır. Akabinde grup terapisine benzer bir yöntem ile uzmanların yönlendirmesi ve soru-cevap şeklinde katılımcıların filmle ilgili fikir, görüş, düşünce ve duygularının aktarılması istenir. Filmde kendilerine en yakın hissettikleri karakterlerin yanı sıra, filmin hangi sahnelerinden ne kadar etkilendikleri konusuna kadar birçok soru sorulur ve ön planda katılımcının aktif olduğu bir süreç olacak şekilde düzenlenir.

Sinematerapi seyrederken dolaylı yoldan duygu düzenlemesi yapabilmeyi sağlarken, film sonrası sohbetlerde de grup terapisi gibi fonksiyon gösterir.

Tanışmak için aylık sinematerapi seanslarımıza katılabilirsiniz.

Narsistik Aşk

Narsistik Aşk

Önce narsistik bir aşk hikayesiyle başlayalım.

*****

”’Slogan’ filminin setinde bir araya gelen Serge ve Jane’in arasında 18 yaş vardı. Filmin yönetmeninin ayarladığı bir akşam yemeğinde ilk kez karşı karşıya oturdular. Su gibi şarap içiyor, birbirleriyle neredeyse hiç konuşmuyorlardı. Jane, Serge’in ondan hiç hoşlanmadığını düşünmüş, hatta bu küstah adamın böbürlenen tavırlarına epey gıcık olmuştu. Buzları kırmak, belki de ilgisizliğini yüzüne vurarak rahatsız etmek için onu dansa kaldırdı. Serge “Ben dans etmeyi bilmem!” diye itiraz etse de, nazlanarak piste çıktı. Fakat tüm şarkı boyunca bilerek Jane’in ayaklarına basmayı da ihmal etmedi. Yemeğin sonunda bir gece kulübüne, ardından bir Rus müzikholüne gittiler. Serge, sabahın ilk ışıkları lacivert geceyi aydınlatırken, Rus kemancıları kulübün önüne dizmiş, kaldırımda Jane’le dans ediyordu.

 

Körkütük sarhoş, Hilton otelinin en üst katındaki süite çıktılar. Serge, odaya adım atar atmaz yatakta sızdı. Jane, fırsattan istifade, hemen koşup açık bir plakçıdan sabaha karşı sokakta dans ettikleri şarkının plağını alıp ayaklarının arasına sıkıştırdı ve kendi oteline gitti. Serge, Hilton’un koskocaman odasında gözkapaklarını gecenin yorgunluğuyla ağır ağır açtığında hiçbir şey eskisi gibi olmayacaktı. Bir Gitanes yaktı ve Jane’i aradı.”

Gayet iddaalı başlayan yeterince narsistik bir hikaye…

indir (1)

Sonrası beklendiği gibi birliktelik ve…

1971’de kızları Charlotte dünyaya geldi. Charlotte daha iki yaşındayken Serge ciddi bir kalp krizi geçirdi. Ambulansla hastaneye yetiştirilirken üzerine Hermès battaniyesinin örtülmesi için sedyesinden emirler yağdırıyordu. Hastane battaniyelerinin ‘çok sıkıcı’olduğunu, onların içinde fotoğraflanacağına ölmeyi tercih edeceğini söylüyordu. Kalp krizini mucizevi bir şekilde atlattıktan sonra hastanede bir basın toplantısı düzenlemeye karar verdi ve ömrünü uzatmak için sigarayı ve içkiyi artıracağını açıkladı!”

 

****

”Serge’in gitgide kontrolden çıkan alkolizmi, manik epizodları, takıntıları onunla bir arada yaşamayı zorlaştırıyordu. Birbirlerine delice âşıklardı, ama aynı çatı altında kalamayacak kadar bağımsızlıklarına düşkünlerdi. Serge, her şeyin kendi düzeni içinde, koyduğu yerden bir parmak kımıldatılmadan durmasını, evinin bir müze gibi korunmasını istiyordu. Jane’in odasını kendi kısmından ayırmış, ona ‘oyuncak bebek odası’ adını vermişti. Evin geri kalan bölümünde tuhaf heykelleri, piyanoları, içki şişeleri, ağzına kadar dolu kül tablaları, şaşaalı avizeleri, görkemli tablolarıyla karanlık bir lord gibi yaşıyordu. Jane, “Dünyanın en hüzünlü gözlerine ve en güzel ağzına sahip” dediği bu gizemli adamın kederli ırmağında 11 yıl aktı. 1980’de ‘oyuncak bebek odası’ndaki eşyalarını toplayıp Rue de Verneuil’deki evden taşındı.”

****

Hayranlık duygusuyla başlayan değersizlik duygusuyla son bulan her narsistik aşk gibi onlarınki de böyle sonlandı. Yine de…

 

”Onlar cinsel devrimin, liberal rüzgârın ve bohem fetişlerin ikonlarıydılar. Fransa’nın çirkin kralı, İngiltere’nin güzel prensesiyle, bin yıllık bir peri masalını 1968 kuşağına yeniden anlattı. New York’ta, Londra’da, Paris’teki kadınlar Jane gibi giyinmek, Serge’le sabaha kadar sevişmek istedi. Güney Fransa’da şarap, sanat, seks, iyi yemek ve tatlı bir melodi eşliğinde yaşamanın idealize dünyası Jane ve Serge’i saran genel cool’un tanımı oldu.

Bugün hâlâ siyah-beyaz bir karede, özgürce sevişmeyi, çekip gitmeyi, hasretle geri gelmeyi, ağlayarak ayrılmayı ve âşık kalmayı hayal edenleri erotik bir rüyaya davet ediyorlar.”

 

*****

Hikaye  Tempomag.com.tr ‘den alıntıdır.

Bu hikayeyi Jane ve Serge ‘i yeniden anımsattıkları için tekrar teşekkürler!

*****

Gelelim narsistik aşkın iç yüzüne…

Narsisistik kişinin bir kaçındığı yakın ilişkilerdir. Çünkü yakın ilişkiler insanlardan ve kendinden sakladığı aslında hiç de mükemmel olmayan gerçek benliğinin açığa çıkma, fark edilme riskini taşır.

Sonu gelmez ve asla doyum bulmayan narsisistik talepleri yoğun, mutlak ve ısrarcıdır. Üstelik çoğu kez de karşısındakinin karşılayabileceği türden makûl talepler değildir.

Ya hayranlık bekler ya da idealize ettiği partnerinin yüceliğine sığınmak ister. Bu beklentisi karşılanmadığında şiddetli bir hüsran ve öfke yaşar ve partnerini değersizleştirerek karşılık verir.

Çoğu kez narsisistik kişilerin bağımlı oldukları düşünülür. Çünkü narsisistik geribildirimler elde etme noktasında ötekilere bağımlıdır. Nitekim bu bağımlılık onları kişilerarası ilişkilerde kırılgan, alıngan, öfkeli hale sokar.

Etkileyici, çarpıcı, rol yapıcı davranışlarını çoğu zaman kendileri de farkında olmadan gerçekleştirirler.

Karşı taraftaki kişinin neyi duymak istediğini çok iyi fark ederler.

Hayranlık duygusu uyandırıncaya kadar işe devam ederler.

İleri narsisistler hayranlık duygusu uyandırdığı kişiyi artık yok sayar, küçümser.

İnsanları etkileme, göz boyama, ilgisini çekme konusunda çok başarılıdırlar.

İlk tanışmalarda çok etkileyicidirler.

Uzun beraberlikte bencil ve çıkarcı yapıları nedeniyle kendilerinden nefret ettirirler. Fakat elde ettikleri güç, para ve şöhretle insanları kendilerine bir şekilde bağlarlar.

Ağır narsisist olağanüstü, keşfedilmemiş, özel, seçilmiş olduğunu düşünür.

Cinselliği soğuk ve anorgazmik niteliklere bürünebilir. Ereksiyon zorluğu, geç ejakülasyonlar ortaya çıkabilir. Bazı kişilerde yoğun aseksüel özellikler görünebilir.

Cinselliklerinde hakim olan saldırganlık, nesneyi tüketmeye, bitirmeye yönelik yapıdadır (Kernberg). Bu gibi durumlarda, partnerlerine yönelik yoğun eleştiri yapar. Onun erkekliğini veya kadınlığını aşağılar.

Önemli bir bölümü, ilişkilerinin başlangıcında hiper-seksüel, yüksek libidolu kişiler gibi görünürler. Ancak bir zaman sonra partnerlerine yönelik ilgileri azalır ve ilişkide can sıkıntısından yakınmaya başlarlar.

Narsisistik kişiler, çoğu kez fiziksel olarak çekici, sosyal olarak cezbedicidir.

Akademik ve mesleki alanlarda hatırı sayılır derecede başarılı bireylerdir.

Ancak, benliklerindeki boşlukla yüzleşmeyi erteleyebilseler de bundan ebediyen kaçamazlar (Gabbard, 1994).

Ya da nihayet kusursuz aşkı yakaladığını düşünür.

İki narsistin aşkı devlerin aşkı olarak bilinir.

Narsisistik hasta, mükemmel terapist arayışındadır. Kendisinin de terapistinin en ayrıcalıklı, en ilginç ve biricik hastası olmasını arzular. Zamanla idealize ettiği terapistle yaşadığı terapi ilişkisinin, kişisel sorumluluk almayı gerektirdiğini fark eder. O vakit ilk tepkisi çoğu kez terapisti ve terapiyi değersizleştirmek olur.

Yüzeyde mesafeli olma ve ilişkiye girmeme gibi görünen şey aslında altta aktif bir değersizleştirme, küçük görme ve kötüleme sürecinin yansımasıdır.

Terapiye iyileşmek için geldiğini söyler. Aslında amacı özbenliğin bastırılmasının yol açtığı içsel güçsüzlüğünü, terapiste atfettiği yüceliğe sığınarak ve terapistin hayranlığını elde ederek gidermektir (Masterson, 1990).

Sonuç olarak;

Aşkın ek çok tanımı ve çeşitleri olmasına karşın gerçek kendilik ve gelişimi açısından tanımlanacak olursa, aşk bir başkasının gerçek kendiliğini sıcak, duygusal bir biçimde, şart koşmadan tanımak ve eşin iyiliğini kendi iyiliği kadar gözetecek şekilde ilişkiyi kuvvetlendiren cinsel arzunun tadına varmaktır. Aşık olmak bir diğerinin gerçek kendiliğini sevmek, tasdik etmek ve desteklemek, diğerini gerçek kendiliğini canlandırması, dışa vurması ve geliştirmesi için cesaretlendirmeye çalışmaktır.

Narsistik aşk daha çok ötekinin iyiliklerini içine almak, güzelliğinden beslenmek, enerjisini almak, gücünü kullanmak üzerine kurulur. Hayranlıkla yükselerek başlar, değersizleştirme ile son bulur. Çoğu kez iyiki de bitmiş dedirten türdendir.

Belki de ‘’Bir Narsist’i Sevdim’’ ‘i okumak istersiniz, Simon Crompton bunları çok daha detaylandırmış. Keyifli okumalar…