SOSYAL MEDYADA PAYLAŞTIKLARIN SENİN HAKKINDA NE ANLATIYOR?

 

Sosyal medyada her gün birden fazla paylaşım yapmak artık hayatımızın bir parçası haline geldi. Hepimizin sosyal medyada kimse görmesin istediği bir arka bahçesi, herkes okusun dediği bir verandası var. Bu kadar paylaşım anbean aktıkça, gün gün kaydedildikçe adeta bir anı defteri gibi sosyal medya hesaplarımız. Peki hangi taraflarını dışavurmayı seçiosun?

-Harika bir tatile gitmişsin, hemen bembeyaz kumlarda ya da nefis herhangi bir manzarada fotonu çekip ekliyorsun. Eğer fazla çoşkulu ve gösterişe odaklıysan o zaman bu takipçilerin tarafından geri teper. Belki arkadaşlarına ve seni tanıyanlara sıcak gelebilir ya da sana imrenebilirler ama ya yakından tanımayanlar? Bunu önlemek için önce tatili sembolize eden bir eşyayla mizansen yapıp bir foto ekle , zaten beklenti oluşturduğun için imrenilecek fotoları artık rahatlıkla ekleyebilirsin.

-Başkalarını fazlasıyla öven, her ekledikleri akışa hoşnutluk tepkisi, beğen, veren biriysen onay ve beğenilme ihtiyacın olabilir. Favorilerini seçer ve takipçilerini de bu doğrultuda yönlendirirsen özgün bir tarz oluşturabilir ve beklediğinden daha fazlasını elde edebilirsin.

-Kök ailende ve yakın çevrende olan biteni her zaman sosyal medyada anonslamak ya da ordan duymak iyi bir fikir değildir. Onlarla arandaki özel bağı her zaman telefon ve yüzyüze etkileşimle sıcak tutmak daha iyidir.  Sosyal medya daha çok sık görüşmediğin, fiziksel mesafen olan ve vakit bulamadığın kişilerle bağını sıcak tutabilmek için daha etkili kullanılmak için var.

-Desteğe ihtiyaç duyduğunda rahatlıkla paylaşım yapabiliyor musun? Kendini rahatça ifade edebileceğiniz bir alan yaratabildin mi? Yoksa kime ne benden deyip izole mi oluyorsunuz? Bu durum zaten sosyal hayatında da tekerrür ediyor mu? O halde bunu tersine çevirmek için en güzel yerdesin, hemen sosyal medyadan kendinizi açabilme denemelerine başla derim.

-‘’En’’ olmak gibi bir derdin var mı? En çok takipçi, en sıcak paylaşım,hep çevrimiçi, en çok beğeni, en çok içerik gibi gibi…Bırakın önden gidenin arkasından gelen hep takipçisi olur bilin

-Sosyal medyayı çatışma meydanı olarak görüyor, her yorumun altına tersini yazıyorsan, ters kimlik olabilirsin. Yani aynı fikirde olsan bile önce hayır diyebilirsin. Ve bu senin varoluş şekline sirayet etmiş olabilir. Ötekilerin fikrini seninkine , seninkini ötekilere uyulmamak zorunda değilsin. Aynı fikirde olmadan da uzlaşı olabilir, esas ihtiyacını fark etsen çatışma son bulur.

-Bir grubun hararetli bir destekçi olarak mı sosyal medyadasın, o zaman belki takipçilerin seni yalnızca o grup içinde tanır başka taraflarını göremez. Arada bir grup dışında da paylaşımlar yapsan iyi olur.

-Kurumsal kimliğin, mesleki platformlardaki görüntün etkilenmesin diye sürekli bir uzman gözüyle konuşup paylaşıp sınırlı paylaşımda bulunuyor olabilirsin, bazen tüm bunları bırakıp sadece sen olarak akışına katkı sağlasan sıkıcı imgeden çıkmış olursun.

Sonuç olarak sosyal medyadaki varoluşlarımız hayattaki varoluşlarımızla ya birebir örtüşür ya da eksiklerin bir telafisi olarak gerçekleşir. Önemli olan gerçekten yansıttıklarımızla yansıtmak istediklerimizin ne kadar örtüştüğüdür, tersi sorundur. Kendinizi yansıtabildiğiniz paylaşımlar…images (14)

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

PANİK BOZUKLUĞU VE PANİK ATAK

PANİK BOZUKLUĞU VE PANİK ATAK

Beklenmedik bir anda ve kendiliğinden ortaya çıkan panik nöbetleriyle seyreden bir hastalıktır. Psikolojik yönden yoğun duyguların neden olduğu, beklenmedik bir anda kendiliğinden birdenbire ortaya çıkan, kişide korku ve huzursuzluk yaratan “panik nöbetleri”yle seyreder. Kişinin yaşadığı yoğun anksiyete ve özellikle “tehlikede olduğu” yaşantısı hastalığın psikolojik görünümünü oluşturur ve kişinin o ortamdan kaçmasına ya da kaçınmasına neden olur.

indir (2)

Kişi genellikle ilk panik atağı geçirdiği ortama bir daha girmemeye çalışır, çünkü o ortamın yeni atakların oluşmasına neden olabileceğini düşünür. Ancak bu kaçınma davranışı zamanla kişinin sosyal yaşamını kısıtlar, sonuçta evinden çıkamamasına hatta evinde bile yalnız kalamamasına yol açar. Bu durumda artık “agorafobiyle birlikte panik bozukluğu” halini alabilir.

Panik atak yaşayanlarda, çarpıntı, soluğun kesilmesi, yeterince soluk alamama ve hava açlığı duygusu, nefes darlığı, boğuluyor gibi olma, boğazda tıkanma hissi, yutkunamama, baş dönmesi, çevredeki nesnelerin bulanık ya da yüzer gibi hareket ediyormuş şeklinde algılanması, bayılacak gibi olma, titreme, sarsılma, terleme, bulantı, mide ve karın içinde kıpırtı, karın ağrısı, uyuşma, istirahat durumunda da gelebilen, egzersizle ilişkisi olmayan ve daha çok sol kola, omuza ve koltuk altına yayılan birkaç saniye süreli, yineleyen göğüs ağrısı, uyuşma, karıncalanma, ateş basması, ürperme, tüylerin diken diken olması, zihin bulanıklığı gibi bedensel belirtiler ortaya çıkar. Tüm bunlar kişideki uyarılmışlık halini artırdığından hasta tüm antenlerini kendine çevirip kendini izlemeye varmadığı önemsiz değişiklikleri bile hisseder, hem de  bunların hissedilmesi, uyarılmışlık halini daha da artırır. Özetle artık kısır bir döngü içine girmiştir ve gelecekte de benzer atakları geçirebileceği endişesiyle korkulu bir bekleyiş içindedir (Prof. Dr. Erdal IŞIK, Nevrozlar, Ankara, 1996)

 

DSM-IV PANİK ATAĞI TANI ÖLÇÜTLERİ

Aşağıdaki belirtilerden en az dördünün (ya da daha fazlasının), ani olarak başladığı ve 10 dakika içinde en yüksek düzeyine ulaştığı, yoğun bir korku ya da rahatsızlık döneminin olması:

  • Çarpıntı, kalp atımarının ya da kalp atım hızında artma olması
  • Terleme
  • Titreme
  • Nefes darlığı ya da boğulma hissi
  • Soluk kesilmesi
  • Göğüs ağrısı ya da göğüste sıkıntı hissi
  • Bulantı ya da karın ağrısı
  • Baş dönmesi, dengesizlik ve sersemlik hissi ya da bayılacakmış gibi olma
  • Derealizasyon (gerçeklik dışı duyguları) ya da depersonalizasyon (benliğinden ayrılmış olma duyguları)
  • Kontrolünü kaybedeceği ya da çıldıracağı korkusu
  • Ölüm korkusu
  • Paresteziler (uyuşma ya da karıncalanma hissi)
  • Üşüme ya da ateş basmalar

 

Panik bozukluğu ve panik atak tanısı almış hastaların durumları değerlendirildikten sonra yoğun psikoterapi sürecinde, ilk hedef olarak danışandaki panik atak nöbetlerini kaldırmaya yönelik seanslar düzenlenmelidir. Hedeflerden bir diğeri ise hastanın tanısına eşlik eden herhangi bir psikiyatrik durumun eşlik edip etmediğinin araştırılmasıdır. Semptomları düzenlemede ilaç tedavisi işlev kaybının geri kazandırılmasında önemli bir fayda sağlar.

Hipnoterapi :Bu yöntemi daha çok panik bozukluğu ve panik atak hastalarında relaksasyon (rahatlama) amaçlı olarak uzmanlar tarafından kullanılmaktadır. Kişinin kendisini daha rahat, daha huzurlu hissetmesine yönelik telkinler verilerek sosyal hayatına devam etmesi amaçlanmaktadır.

Nefes Terapisi: Bu yöntemle panik bozukluğu ve panik atak hastalarına nefeslerini doğru kullanmaları yönünde eğitim verilerek, daha sakin ve daha etkin sakinleşme sağlamak için belli teknikler öğretilmektedir.

Yoga &Meditasyon: Ruhsal&bedensel ve zihinsel enerjiyi dengelemede ve panik duygusuyla başetmede etkinliği kanıtlanmıştır.

  Sonuç olarak, panik bozukluk/panik atak uzun süreli ve çok boyutlu üzerinde durulması gereken, kişinin rutin hayatını sekteye uğratan bir sorundur.

 

 

Büyüdükçe Artan Şey: KAYGI

 

Çocukken kendimizi o kadar güçlü hissederiz ki hiç bişey bize dokunamaz, sanki sihirli bir zırh bizi korur. Çok fazla enerjimiz, yeterince zamanımız vardır. Kırkında ölenlere üzülmez, keşfetmekten korkanlara şaşırırız. Deneyim tek derdimizdir. O sıralarda genelde elimizde olanları-oyuncaklar, ailemiz, en sevdiğimiz kıyafetimiz- kaybetme kaygısı ara ara yoklar, geldiği gibi de gider. Köpeklerin ağzına elimizi sokar, kedinin tüylerini cesaretle avuçlarız.

Sonra planladığımız şeyler zamana sığmaz, yetişmez, ne kadar zamanda ne yapabileceğimize dair gerçekçi planlar yapmaya başlarız. Performans kaygısıyla tanışırız.

 

images (7)

Sevdiklerimizi bir bir yolcu etmeye başlar, yalnızlıkla, acıyla, yasla ve kısacası ayrılık kaygısıyla tanışırız.

Bindiğimiz uçakta düşme tehlikesi atlatır, otobüs kaza yapar, arabanın freni tutmaz. Kontrol etmeye başlarız, ev dışında güvenli alan aramaya ve kaçınmaya, kaygıdan korkuya dönüşmeye başlayan bu yeni duyguyla tanışırız.

Hiç hasta olmam ben gibi bir duygu içindeyken zırh delinir, hastalık devreye girer. Çocuksu büyü bozulur sanki, şimdi de ölüme yaklaşma hissiyle tanışırız.

Hergün bir yenisi eklenir, türlü türlüsü. Artık yaşamaktan korkmaya başlarız, herşey bir kaygı sebebidir. ‘’Ya olursa ‘’ hissi tüm hayatı kaplar.

Daha az etkinlik planlanır, daha az insanla görüşülür, daha az seyahat edilir, daha az…

Her gün biraz daha içe çekilirsin kaygıyla!

Sen küçüldükçe o da küçülür sanırsın.

Oysa izin versen teslim olsan tıpkı çocukluğundaki gibi seni geçip gidecek.

indir (2)

Büyümek zor  değil, büyüdükçe değişenlere uyum sağlamak zaman alıyor sadece. Hep, her an, hala o küçük çocuğun gücünü, enerjisini, çoşkusunu, cesaretini, deliliğini özlüyorsun. O zaman o küçük çocuğu yeniden uyandırdığında ancak kaygılarını dönüştürebilirsin.

Öğrendikçe kaygıların arttı, bildikçe genelledin. Çocukken neden sonuç ilişkisi kuramayan halinle her durumu özgün bir şekilde yaşıyordun. Her an biricikti.

Şimdi neden olmasın?