30’larda AŞK…

Konu aşksa hangi yaşta olursa olsun, aynı duygu, aynı telaş, aynı tutku gibi gelse de yaşadıkça görüyoruz ki, hiç birşey 20′ lerde yaşanan aşkların verdiği tadı vermiyor.

İlk kez karşılaşmanın , tanışmanın etkisiyle bölünen uykular yok artık. Yatağa uzanıp, onunla gün boyu yapılan dialogları teker teker zihinde yeniden oynatma, yeniden yaşantılarken yüze yansıyan istemsiz ama o çok içten bir gülümseme halinin kırıntısı dahi yok.

Dolaylı yollarla kelimelerle dans eden, romansı başlatan mesajlar, yırtık pırtık kağıt parçalarının ucuna iliştirilmiş notlar da bulmuyoruz ansızın.

Onu görmek için her şeyi ertelediğimiz, yanında biraz daha kalabilmek için zamanı durduracak gücü dilediğimiz günler de yok.

Yokuş aşağı iner gibi yaşanan, tutkusu bol, adrenalini yüksek anlar da yok. Zamanı kaybetmeler, mekanı unutmalar da yok.

Buluşmaya giderken özene bezene hazırlanmalar da yok.

Takma isimler bulmalar, şirinlikler yapmalar da yok.

Diyaframın altına sıkışan uçuşan kelebeklerin hissettirdiği o tuhaf heyecanlar da yok.

Planlamadan adım atmalar da yok.

Birlikte bir evi boyamanın keyfi de yok.

Yağmurda yürümenin, soğuk kayalıklarda oturmanın, gecenin bir yarısı bir parkta sohbet edebilmenin kattıkları da yok.

Bir gece birlikte uyuyabilmek için onca çaba harcamalar da yok.

Gözlerine gözlerini mühürleyip dakikalarca öyle hayranlıkla bakabilmeler de yok.

Öptükçe öpesin gelmesi hissine de ne oluyorsa…

30′larda, düzen kurma çabası, iş yoğunluğu, dinlenilebilecek fırsat arayışı, geçmiş ilişkilerin yorgunluğu ve tükenmişliği, başarıdan sayılan evlilik antlaşması diretmesiyle başa çıkma çabası, biyolojik saatin iki de bir alarmının çalması neticesinde 20′li yaşlardaki o tadı alamıyoruz.

20′li yaşların o tutkusunu,enerjisini, çoşkusunu tekrar tekrar hatırlayıp, 30′ lara taşıyalım,aşk herşey de bir parça var, herşeyi aşkla yapın, ben başladım bile…