Hayatımızdaki Şifreler

 

Hayatımızı kolaylaştırsın diye her gün bir yenilik eklenen günlük rutinimize etkileşim sayımız arttıkça zihnimizde tutmamız gereken şifrelerimizin sayısı da artıyor. Büyük resimde o kadar çok kısa yolu şifreye bağlamış durumdayız ki banka, kredi kartları, internet, telefonlar, tabletler, apartman girişleri, website üyelikleri, güvenlik sistemleri… Peki bu kadar şifreyi nasıl zihnimizde tutabiliyoruz?

Psikolojide hafıza, bir organizmanın bilgiyi depolama, saklama ve sonrasında ise geri çağırma yeteneği olarak tanımlanmıştır. Şifreler oluştururken hafızamızda bir izle ilişkilendirilmesi kayıtların düzenli olması ve sonrasında kolaylıkla hatırlanmasında büyük önem taşır. ‘’İz’’ dediğimiz şey önceki yaşantılarımızla kurulabilecek bir bağ içeren koku, ses, renk gibi anlamlı bir ifadenin ta kendisidir. Bilgi beyinde rastgele depolanmaz; bilgilerin kalıcılığı rastgele sağlanmaz. Aynı tipteki eski bilgilerle bağlantılı olarak saklanır. Böylece birey, daha sonra istediği bilgiyi kolayca bulabilir. Bu da bizim şifre içeriklerimizi seçerken genellikle doğum tarihlerimiz, evlilik yıldönümü gibi özel tarihlerimiz, sevdiklerimizin isimleri gibi kodlar atamamızın temel nedenidir. Bu yolla, duyusal hafıza ile elde edilen bilginin bir kısmı kısa süreli hafızaya iletilir. Yani masaüstüne J

Kısa süreli hafıza hatırlama denemesi veya prova yapmadan birkaç saniyeden bir dakikaya kadar geri çağıralabilmeyi mümkün kılar. Fakat kapasitesi çok sınırlıdır. Kısa süreli hafızanın depolama kapasitesinin 7 (+ veya – ) 2 nesne, sayı olarak bilinir. Ancak bilginin anlamlı küçük gruplara ayrılmış olması, tekrar sayısının fazla olması, papağan gibi sürekli tekrar yaparak ezberleme ile şifre gibi bilgiler uzun süreli bellek dediğimiz sınırsız kapasitedeki büyük depomuza kayıt edilir. Yani yerel diske kaydedilir.

Uzun süreli bellek, kısa süreli belleğe bağımlıdır. Uzun süreli hafıza yeni gelen bilgilerin eskilerle örgütlenerek saklandığı daimi depodur. Otuz saniye geçtikten sonra hatırlanan her bilgi uzun süreli hafızadan çağrılır. Uzun süreli hafızaya getirilen bilgi buraya bir kodlama sürecinden gelir. Kodlama, yeni bilginin hafızadaki mevcut bilgi ile bütünleşerek transfer edilmesi sürecidir.  Kısa süreli hafıza bunun için gereken şifrelemeyi akustik olarak yaparken, uzun süreli hafıza anlamsal şifreleme yapar. Sözlü materyallerde en önemli kodlama aracı anlamdır. Cümlelerde yer alan kelimeler unutulsa bile bu cümlelerin temelinde yatan anlamlar unutulmaz. Bu yüzden şifremizi unuttuğumuzda gizli soru gibi bir ibare kurtarma amaçlı karşımıza çıkar ve bu sorunun cevabı bizim için anlam taşıyan bir şeyi içerir.

Sonuç olarak, şifrelerimiz onları atadığımız an itibariyle bir kez kullandıktan sonra uzun süreli belleğe aktarılır. Bilginin kısa süreliden uzun süreli hafızaya aktarılmasında dinlenmek ve uyku en önemli yardımcı yollardır.  Ek olarak özellikle sosyalleşmeyi sağlayan kısa yolları kolay anımsamada, sosyal medyadan sağlanan doyumun ödül ve pekiştirme merkezini uyarması da bir role sahiptir.

Tam unutma diye bir şey yoktur, doğru çağrışımlarla bilgi geri çağırılabilir. Şifrelerimizi gündelik rutinde aktif biçimde kullanıyoruz ve artık bu otomatik pilotta yürüyor. Bize özel , bizim seçip, kodlayıp, anlamlandırdığımız  izler olduğu içinde bu şifreler hepimizin hayatında kişisel bir alana açılan gizli kapılar …

 

 

Hypnobirthing nedir, Doğumda Bana Ne Sağlar?

Hypnobirthing doğumun hayatın doğal bir ifadesi olduğunu korkulacak bir şey olmadığını savunur. Hynobirthing annelere kendi yaradılışlarından gelen nazikçe, rahatça, güçlü bir şekilde ve keyifle doğurma kapasiteleriyle işbirliği yapma konusunda yardımcı olur.

Asıl önemli olan noktası, çocuk doğurmanın spontanlığına kapılabilmesi için anne baba ve bebeğin birlikte hareket etmesini ve buna engel olabilecek süreçlerin farkında olup tekrar içgüdülere, doğaya, doğala dönmeyi sağlayan telkinler içerir.

Doğuma bakış bu süreçte doğumun cinselliğin bir uzantısı olduğu ve cinsellikte geçerli olan mahremiyet, birlik hissi ve çoşkunun aynen yaşantılanmasıdır.

Hypnobirthing ‘de hipnotik transın yavaşlatan gücünden yararlanıp nefesi ve süreci düzenlemek kolaylaşır.

Doğum sürecinin gölgelenmesine yol açabilecek muhtemel kaygı ve korkular beyin frekansları hipnotik düzeyde tutulduğu için yönetilebilir.

Anne bebeğiyle içsel bağına odaklanır, zihin-beden ve ruh eşlenir ve uyumlanır. Süreçte kendiliğindenlik hedeflenir.

Doğum öncesinde başlayan telkinler ve bebekle kurulan bağ , doğum anı ve doğum sonrasında da devam eder.

Ağrı , acı ve sızı gibi bedensel duyumları ve hormonların dansını en iyi şekilde yaşantılamayı sağlar.

Aktif halden dingin hale geçebilmeyi, gerektiğinde trans altında dinlenip güç toplayabilmeyi sağlar.

Hypnobirthing doğum sürecinde farkındalıkla hareket edebilmenin önünü açar.

HBSealHorizontal

Gülşah Beştav Arıca Hypnobirthing uygulayıcısıdır.

Yoga ve Kilo Kontrolü

 

Yoga yaşama geçirildiğinde, beden daha esnek ve güçlü, zihin berrak, duygular dengeli bir hal aldığı için fiziksel, mental ve duygusal istikrar ve güven oluşur. Beden-zihin diyalogunun artması ile birey bedeninin ihtiyaçları konusunda farkındalık kazanmaya başlar. Bu farkındalık bedenden zihne, zihinden psikolojiye yayılır. Yoga sayesinde kazanılan bedensel farkındalık bireyin ‘’yeterince’’ kavramını özümsemesini ve kendini zihinsel, bedensel ve ruhsal anlamda doyuma götürecek besinleri aramasına, seçmesine ve de yemesine yönlendirir. Bireyin kendini doğru anlamda tatmin etmesini yeterince doyum sağlamış olmasını amaçlar.

Doğru solunum, dengeli sinir sistemi, gevşeme, mide fonksiyonlarının düzene girmesi, sindirim sisteminin doğru çalışması, duygusal rahatlama, yaşamdan gerçekten zevk alma sayesinde birey doğal ve kendi kendini düzenleyen bir beslenme alışkanlığına kavuşur. Aynı zamanda yoga doğru nefes alma tekniklerini öğretirken bu da vücuda sağlıklı oksijen girmesini sağlar. Doğru oksijen demek de yağ yakımıdır. Beden duruşları ve nefes egzersizleri sayesinde öfke duygusu yerini gevşemeye bırakırken, yavaşlayan endokrin sistem sayesinde yeme krizleri de çözülür. Artan beden farkındalığı kişinin doğru ve sağlıklı bir beden imgesi geliştirmesini destekler. Dolayısıyla iştah kontrol altında tutulur. Diğer yandan sağlıklı beden imgesiyle kendine güven ve özsaygı da artar. Bu döngü yogayla kazanılan yaşam düzeninin devamını sağlayan esas noktadır.

Yoga, bir grup egzersiz gibi gözükse de içerdiği teknikler sayesinde kilo kontrolünde tutarlı, istikrarlı ve emin adımlarla ilerlemede bilinen en iyi yollardan biridir. Meditasyon çalışmaları sayesinde yemekle ilişkiyi mental olarak da yeniden düzenlemeyi sağlarken; diğer yandan bilinçdışı mesajların da yönetilmesini sağlar. Beden ve zihni yavaşlattığı için yeme temposunu da düşürür. Yoga kilo vermek için bir yaşam stiline dönüştüğü takdirde etkili bir araçtır. Yogik beslenme anlayışıyla bir arada düzenli yoga yapmak ideal kiloya ulaşmak ve zihin, beden,ruh dengesinin istikrarını sağlar. Bu istikrarla kişi kendini doğru beslemeyi öğrenir, yemekle olan ilişkisini günceller. Yoga felsefesi, içimize aldığımız besinleri seçerken en doğalını, en az işlenmişini, en az zararlı olanını seçmemiz gerektiği üzerinde önemle durur. Diğer yandan yemekleri sevgiyle yapmaya da ayrıca vurgu yapar.

Yoganın bütüncül perspektifi kilo kontrolünde de en belirgin dönemeçtir, yogayı hayatınıza dahil ettiğinizde değişen yalnızca kilonuz olmayacaktır, yeme stilinizden, yemek seçiminize kadar her şeyin doğaya-doğala dönüşüne inanamayacaksınız.

Dürtü Kontrol Bozuklukları

Dürtü Kontrol Bozuklukları

Dürtü; kişiyi eyleme iten uyarandır. Bu uyaran

  • Dış dünyadan
  • Bedenden
  • İç dünyadan( psikolojik)

Her dürtünün  bir amacı vardır. Bu amaç dürtünün ortaya çıkmasını gerektiren durumun ortadan kalkması yani dürtünün ortadan kalkması, gerginliğin yok olması veya şiddetinin azalmasıdır. Bu durum dürtünün boşalımı ya da doyumu olarak bilinir. Bu amacın yerine getirilmesi bir nesne aracılığı ile olur. Yani bir amaç nesnesi üzerinden iş yapılır.

Dürtü kontrol bozukluklarının belirgin bir takım ortak özellikleri vardır;

  • Kişiler kendilerine ya da başkalarına zararları olacaklarını bildikleri halde bazı dürtülerine karşı koyamaz ve davranışlarını engellemekte güçlük çekerler.
  • Davranıştan önce artan bir uyarılma durumu vardır.
  • Eylem sırasında rahatlama, haz hissederler.

-Davranış planlanmış ya da planlanmamış olabilir.

-Davranışa bilinçli karşı koyma olabilir ya da  olmayabilir.

-Eylem sonrası suçluluk hissedilebilir ya da hissedilmeyebilir.

-Davranışlar dürtülere doyum sağladığı için egosentriktir  ( hemen doyum gerektiren bilinçli).

 

Dürtü kontrol bozuklukları:

  1. İntermittan ekspolsif (aralıklı patlayıcı ) bozukluk
  2. Kleptomani (çalma)
  3. Piromani ( istekli ve amaçlı kasti yangın çıkarma)
  4. Patolojik kumar
  5. Trikotilomani (kendi saçlarını yolma)
  6. Tanımlanmamış ( başka türlü adlandırılamayan dürtü kontrol bozuklukları kompulsif alışveriş, self mütülasyon )

 

İntermittan ekspolsif bozukluk

-Ciddi saldırı ya da eşyalara zarar verme ile sonuçlanan agresif dürtülerin olduğu birden fazla tekrarlayıcı dönem vardır.

-Dakikalar ve saatler içinde ortaya çıkar ve kendiliğinden sonlanır. Sıklıkla eylem sonrası suçluluk duyguları vardır.  Tek atak tanı koydurucu değildir.

-Erkeklerde kadınlara oranla daha fazla görüldüğü söylenmektedir.

-Sıklıkla 20-30 lu yaşlarda başlar. Orta yaşlarda semptomlar azalır.

-Psikoterapi + ilaç tedavisi uygulanır.

 

Kleptomani

Kişisel kullanım ya da değeri için olmadığı halde çalma davranışına karşı koyamama durumudur.       -Sıklıkla çaldıklarını ödeyebilecek maddi güçleri vardır.

-Planlı değildir, anlık gelişir. Amaç çalınan nesne değil çalma davranışıdır.

-Kadınlarda erkeklere oranla daha fazla olduğu söylenmektedir. Mağaza hırsızlıklarında %4-24 oranında kleptomani olduğu söylenmektedir.

-Bu kişilerde istenmedikleri, sevilmedikleri zarar gördükleri şeklinde algılar vardır.

-İç görü yönelimli psikoterapi, davranışçı psikoterapi,EKT ve ilaç tedavisi

 

Piromani

Birçok kez istekli ve amaçlı yangın çıkarmadır.

-Eylem öncesi uyarılma ve eylem sonrası rahatlama vardır. Yangın ve ateşle ilgili aşırı uğraşlar, merak ve ilgi vardır.

– Olay öncesinde hazırlık yapabilirler.

– Genelde çocuklukta başlar.

-Erkeklerde kadınlara oranla daha çok görülür.

-Objeyi tahrip etmeyi amaçlayan sadistik güdüler vardır. Ateşın tahrip edici gücü cinsel dürtü şiddetini sembolize eder.

-Çocuklarda tedavi daha etkindir. Psikoterapi, davranışçı yöntemler uygulanır. Erişkinlerde içgörü ve motivasyon eksikliği nedeni ile tedavi güçtür.

 

Patolojik kumar

Tekrarlayan ve uygunsuz kumar oynama davranışıdır.

-Planlanandan daha uzun süre ve daha fazla miktarlarda kumar oynanır. Sürekli kumar oynama ve para kazanma düşüncesi ile uğraşır.

-Kumar oynamayınca huzursuzluk hisseder. Giderek artan sıklık ya da miktarlarda oynanır.

– Kaybettiklerini tekrar kazanmak isterler. Tekrar aynı kısır döngü başlar. Toplumsal, ailevi ve mesleki işlevlerini yerine getirme de güçlük çekerler.

-Erkeklerde kadınlara göre daha fazla oranlarda ve %1-3 oranında  görüldüğü bildirilmektedir

-Bozukluk ergenlikte başlar ve kronik seyreder. Kazanma, ilerleyici kayıplar ve ümitsiz faz ortalama 15 yıllık bir süreyi alır. Sonuç yıkımdır.

-Grup terapisi, psikoterapi ve ilaç tedavisi kullanılır.

 

Trikotillomani

Gözle görülür ölçü de kayba yol açacak şekilde kişinin kendi saçını yolmasıdır.

-%90’ı bu yolma işlemini akşam yatma saatlerinde yaparlar. En sık saç, kirpik, kaş, sakal ve daha seyrek olarak da diğer bölgeler etkilenir.

-Genellikle inkar ederler.

-Stresle bu davranış artabilir.

-Kızlarda erkeklere göre 2-2,5 kat daha fazla görülür.

-Çoğunlukla 4-10 yaşlarında başlar. Çocuklarda erişkinlere göre 7 kat daha fazladır.

-Psikoterapi ve ilaç tedavisi kullanılır.