Bir Erkeğin Sizi Sevmediğini Nerden Anlarsınız ?

Erkek beyni, kadın beyninden çok daha fazla sonuç odaklıdır. Kadın süreçleri analiz ederken, erkek sadece sonuca bakar. O yüzden ilişkimizde şu şu sorunlar var dediğiniz de erkeğin tepkisi, ya yok öyle bir şey abartıyorsun, kimden öğreniyorsun böyle şeyleri, kızım ben seni sevmesem senle olur muyum, ne alakası var, senin bugünlerde çok sıkıntın var bana çatıyorsun gibi otomatik defanslarla doludur. Ama karşısına ben gidiyorum, bu ilişki bitti, artık seni sevmiyorum, başka birisi var gibi sonuçlarla çıkarsanız , işte o zaman bir durup dönüp süreci düşünür.

Gelelim sevmediği fikrini zikrettiren döngülere:

**Eleştirdiğinizde iki dakika düşünmeden ‘’ben buyum’’ deyip geçiyorsa

**Her ufak tartışmanız iletişim saçmalığına dönüşüp kavgayla sonuçlanıyorsa

**Başkalarının yanında sizi onore etmek yerine hep kendi egosunu parlatan bir narsisti oynuyorsa

**Bütün kadınlara Romeo , size gelince Recep İvedik ‘e dönüşüyorsa

**Takımı maçta yenilince sinirini sizden alıyorsa

**Gözündeki radar sistemi tüm kadınları taramaya fazlasıyla açıksa( Her zaman bir parça açık kalacakJ)

**Facebook ‘ta bol miktarda yabancı uyruklu kadın accountu mevcutsa

**Her aradığınızda telefonu bir an evvel kapatmaya çalışıp zevke girmesin diye uğraşıyorsa

**Ağladığınızda ne yapacağını bilemeyip yanınızdan uzaklaşıyorsa

**Egonuzu yükseltecek bir başarı kazandığınızda sizinle rekabete giriyor ve başarınızı gölgelemeye çalışıyorsa

**Birlikte etkinlik planlamak yerine sadece sizin planlarınıza uyum sağlıyor gibi yapıyorsa

**Seksten sonra birlikte uyumak yerine bir an evvel evine gitmeye hazırlanıyorsa

**Sorununuz olduğunda hep meşgul olacağı bir şeyler oluyorsa

**Yanınızdayken ya Tv’nin başında ya da Pc’nin başında olup kaliteli zaman geçirmiyorsa

**Öpünce geçeceğini zannediyorsa

**Bir eleştiri yaptığınızda hemen çocuk gibi ama sen de bana ile başlayan cümleler kuruyorsa

**Sarılınca daralıyor , bir an evvel sonlandırmaya çalışıyorsa

**Arkadaşlarının yanında ortam delisi sizin yanınızda muşmula surat oluyorsa

**Planlarında kilometre taşı değilseniz

Sizi artık sevmiyor ya da belki de hiç sevmemiş demektir.

Sebebi nasıl sevgisini göstereceğini bilememek, kendini sevmekle meşgul olduğu için kimseyi sevememek ya da kadın milleti fazla sevince tepene çıkar gibi kalıpları olabilir. Sebebi ne olursa olsun, kadınız sevgi bizim bağışıklık sistemimizi ayakta tutan şey, evet süreç odaklıyız sebeplere takılıyoruz ama bir kez olsun sebebi geçin, sonuca bakın. Sevmiyorsa sevmesin, herkes herkesi sevemez. Kimse kötü değildir, herkes iyidir. Ama herkes herkese iyi gelmez. Size iyi gelene sevginizi açın. Benden söylemesi…

Anaç Kadın mı, Dişi mi Olsun?

Ashton Kutcher-Demi Moore ayrılığına hiç mi hiç şaşırmadım. Artık Demi’nin Ashton ‘un hayatındaki fonksiyonu son buldu, onun artık bir anneye değil sevgiliye ihtiyacı var. Demi Moore kadar dişi bir kadın niye anne olarak algılansın ki diyorsunuz, ama nihayetinde ondan yaşça fazlasıyla büyük olması bile anne konumunda algılanması için yeterli sayılır. Keza gerçek bir anne olması da cabası.

Gelelim, işin özüne. 3-6 yaş arasında erkek çocukların annelerine karşı geliştirdikleri bilinçaltı aşk aslında bir yandan babalarıyla rekabet etmelerini sağlarken bir yandan da babalarını modelleyerek babam nasıl yapmış da annemi elde etmiş ben de onu taklit edeyim yoluyla erkeklik rollerini öğrenmelerini sağlar. Yani bu dönem ilersi için bir prova dönemidir. Adına Oedepus Komplexi dedikleri mitolojiden esinlenerek adlandırılan bu dönemde annelerine hayran erkekler , eş olarak seçecekleri kadın figürünü kafalarında şekillendirmeye başlarlar. Bir taraftan da her fırsat bulduklarında babalarını yenmeye çalışırlar, babalarıyla güreşmek için fırsat kollamak gibi. Galip gelip annenin hayranlığı
kazanmak içindir tüm çabaları Bunu daha sonra tüm kadınlara karşı yapmayı iste o zaman öğrenirler. O yüzden arabada, sokakta, işte, maçta hep bir rekabet alır başını gider.

Oedepus’taki karmaşayı çözmeye çalışan erkek çocuğuyla babası yarışa girerse, baba oğlunu rakip
olarak görürse sonuç ya Mükremin Çıtır gibi maço ya da Fadıl Fıdıllıoğlu gibi iç güveysinden hallice
olur. Anne oğluna aşık olursa durum daha da fena… Baba iyice oğlunu düşman görür. Oğlan kendini
kazanmış hisseder ve annesiyle aşkına minnettar olur, vicdanen anne figürlerine düşkün kalır. Veya
bu dönemde anne figürüyle yeterince etkileşime geçemediği için dönemi yaşayıp tamamlayabileceği
bir anne arar. Eğer babasıyla da annesiyle de dönemi yaşantılayamamışsa bu kez üçlü ilişki arayışı
içinde olacak halihazırda varolan bir ikili ilişkiye 3. kişi olarak dahil olacaktır. Çocukken yenemediği
babasına olan duygularını şimdi partnerinin erkeğine yansıtacaktır. İşte Demi Moore da Ashton ‘un
tam da bu duygularını telafi etmesi için uygun bir seçimdi. Şimdiyse dönemi tamamladığı için
ayrılıyorlar. Artık Ashton büyük ihtimalle kendinden yaşça küçük ya da denk bir partner arayışında
olacaktır.

Bizim kültürümüzde bunun örnekleri sıkça görülmektedir. Birçok erkeğin evlilikleri öncesinde özellikle
kendilerinden yaşça bir hayli büyük kadınlarla ilişki geliştirdiklerini söyleyebiliriz. Aynı zamanda evlilik
sonrasında ve eşin doğumu sonrasında , Oedepus Kompleksini çözememiş ya da tetiklenmişlerin
eşlerini artık ‘’anne’’ olarak gördüklerinden dolayı sevgili rollerini oynayamadıkları ve dişi gibi
algılamadıkları görülmektedir. Bu durumla hamilelikte seksin nerdeyse hiç yaşanmadığı bir ülke
olarak zorlasak literatüre bile geçeriz. Kadının da bu döngüde payı elbette var , annelik rolüne fazla
kapılmak,fedakarlığın gözüne vurmak, mükemmel kadın olayım derken esas dişi olmayı unutmak,
evlenir evlenmez pamuklu pijamaya geçmek gibi sayabiliriz.

Sonuçta bu kompleksini çözmeyen birine anne olduğunuzda eninde sonunda sorununu çözerken
prova mankeni olmuş olacak ve yerinizi asıl ‘’dişi ‘’kıza teslim edeceksiniz. Erkeklerin zaten Bir
Numara Bir ‘’ANNE’’ si var, sevgilisi olun, dişi ve kadın!

30’larda AŞK…

Konu aşksa hangi yaşta olursa olsun, aynı duygu, aynı telaş, aynı tutku gibi gelse de yaşadıkça görüyoruz ki, hiç birşey 20′ lerde yaşanan aşkların verdiği tadı vermiyor.

İlk kez karşılaşmanın , tanışmanın etkisiyle bölünen uykular yok artık. Yatağa uzanıp, onunla gün boyu yapılan dialogları teker teker zihinde yeniden oynatma, yeniden yaşantılarken yüze yansıyan istemsiz ama o çok içten bir gülümseme halinin kırıntısı dahi yok.

Dolaylı yollarla kelimelerle dans eden, romansı başlatan mesajlar, yırtık pırtık kağıt parçalarının ucuna iliştirilmiş notlar da bulmuyoruz ansızın.

Onu görmek için her şeyi ertelediğimiz, yanında biraz daha kalabilmek için zamanı durduracak gücü dilediğimiz günler de yok.

Yokuş aşağı iner gibi yaşanan, tutkusu bol, adrenalini yüksek anlar da yok. Zamanı kaybetmeler, mekanı unutmalar da yok.

Buluşmaya giderken özene bezene hazırlanmalar da yok.

Takma isimler bulmalar, şirinlikler yapmalar da yok.

Diyaframın altına sıkışan uçuşan kelebeklerin hissettirdiği o tuhaf heyecanlar da yok.

Planlamadan adım atmalar da yok.

Birlikte bir evi boyamanın keyfi de yok.

Yağmurda yürümenin, soğuk kayalıklarda oturmanın, gecenin bir yarısı bir parkta sohbet edebilmenin kattıkları da yok.

Bir gece birlikte uyuyabilmek için onca çaba harcamalar da yok.

Gözlerine gözlerini mühürleyip dakikalarca öyle hayranlıkla bakabilmeler de yok.

Öptükçe öpesin gelmesi hissine de ne oluyorsa…

30′larda, düzen kurma çabası, iş yoğunluğu, dinlenilebilecek fırsat arayışı, geçmiş ilişkilerin yorgunluğu ve tükenmişliği, başarıdan sayılan evlilik antlaşması diretmesiyle başa çıkma çabası, biyolojik saatin iki de bir alarmının çalması neticesinde 20′li yaşlardaki o tadı alamıyoruz.

20′li yaşların o tutkusunu,enerjisini, çoşkusunu tekrar tekrar hatırlayıp, 30′ lara taşıyalım,aşk herşey de bir parça var, herşeyi aşkla yapın, ben başladım bile…

 

 

 

Ben&Sen&BİZ

Ben-sen-biz, hem bütün ilişkilerdeki dengeyi hem de ilişkilerdeki ana çatışma nedenlerini karşımıza getirir. Ben ve sen kişisel egolarımız, beklentilerimiz, arzularımız, hedeflerimizin tümüdür. Bizse ortak egomuz, ortak beklentilerimiz,hedeflerimiz ve arzularımızdır. Ben ve sen ‘i unutursak kendimize yabancılaşır, özgünlüğümüzü kaybeder ve asimile oluruz. Biz’i unutursak bütünleşmeyi, ortak bilinci, grup olabilmeyi, aşkı kaybederiz.

 

 

 

Ben tek başına elbette vardır.Hırstır, Sen’le rekabet edendir, özgündür, biriciktir, atılan imzadır; ama Sen’le karşılaştığında ben varolmanın ötesine geçer. Sen’den aynalanır, aynalandıkça yansıması Ben’i mutlu eder, varlığına anlam katar. Bazen de yansıması canını sıkar, Ben’deki gizli kalmışlıkları Sen’in perdesinde görmek altüst eder, yüzleştirir. İşte tam bu noktada ortak müşterekte buluşmanın yolu biraz Ben’den , biraz Sen’den bir parça katıp Biz’i oluşturmaktır. Biz , Ben ve Sen ‘den ne kadar yatırım yaparsak o kadar güçlenir. Bu yatırımı yaparken de Ben’i ve Sen ‘i sıfırlamadan yapmak , kurulan temelleri güçlendirir.

Ben asidir, başına buyruktur, ”kendini” o en derindeki beni korumacıdır, bazen katıdır, sevdi mi fazlasıyla esnektir,kimi zaman bencil, kimi zaman suçlayıcı, haz almak ister, hep ona hep ona felsefesiyle hareket eder. Sen ‘se Ben’in görmek istediği gibidir, Ben ona atfeder, iki bilinmeyenli denklemin bir diğeridir. Biz’e gelince, Biz paylaşımcıdır, fedakardır, denklemin eşittir kısmında yer alır, karşılıklıdır, bağlanır, bütünleşir, birbirine yaslandıkça güçlü hisseder.

İlişkiler Ben ve Sen ile başlar, Biz ile sürer. İlişkilerin dengesini sağlayan da kaybolmamış bir Ben-Sen ile harmanlanmış Biz’i yaşatabilmektir. Sadece Ben ve Sen ‘den oluşan bir ilişki yani iletişim yalnızca bir çarpışma olur, oysa güzel olan bir karşılaşmadır, Biz ; Ben ve Sen ‘in karşılaşma anıdır, dinamiktir. Özen ister, her gün ilgi bekler, düş kurar, karşılık bekler, güçlü hisseder. Karşılık bulamazsa kırılır, Ben’i Sen’i ön plana çıkartmaya çalışır, çatışır, olmuyorsa kopuş yaşar.

Aşk Biz’in en saf halidir. Ben’i Sen’i unutup, ötekinin Sen’in de Ben’i damıttığımız, egolarımızdan sıyrılıp, tam bir bütünleşme haline eriştiğimiz, en büyük hazzı ve acıyı aynı anda tattığımız şekli şemali olmayan akışkan bir haldir. Ben’ e Sen’e olası tüm tehditleri tek tolere edebildiğimiz, görmezden gelebildiğimiz en savunmasız halimizdir.

Aşka düştük mü perdeler iner,pençeler gizlenir, ta ki Ben Sen deki değerini yitirdiğini anlayana kadar. O zaman Biz tuzla buz olur, Ben Sen ‘in için yaptığı herşeyi ortaya döker, Sen ‘i unutmak ister,Sen ‘i incitmek ister, yaralı Ben saldırır da saldırır. Ben Sen’in olmak istemez artık. Sensiz de varolabildiğini anımsar, başta zor gelir, sanki hiç Sensiz olmamıştır; Biz’i yaşatırken Ben ‘i uyutmuştur. İçerde yeniden uyanan Ben , bir süre hiç ama hiç Biz olmak istemez, kaçar, kaçınır. Ama içteki bağlanma arzusu eninde sonunda yine Ben ‘i Sende , Sen’i Biz de buluşturur.

Son yıllarda sıkça karşılaştığımız, belki de dahil olduğumuz bir dargın bir barışık yaşanan, bazısı platonik bazısı poligamik ilişki örüntülerinin altında Ben-Sen-Biz denkleminin değişmesi yatmaktadır. Eskiden Biz kavramı büyüktür, Ben ve Sen idi, şimdilerdeyse Ben’i büyüten Sen büyüktür Biz kavramı var. Pragmatik bir denkleme dönüşen bu üçleme ister istemez ilişki doyumunda maksimum faydayı ön plana koyduğu için, ki bu temelde bir hayal, realite de hayal kırıklığını ilişkilere bolca taşımaktadır. İster aşk ilişkileri, ister arkadaşlık , ister profesyonel ilişkilerde kişiler artık Ben’ini, yani egosunu parlatmayan ilişkilere girmekten uzak durmakta, dolayısıyla Sen’i , dolayısıyla Biz’i kurgulamak için eşitlikçi bir girişim fırsatı beklemektedir. Bu esasında ilişki dinamiğini sağlam temeller üstüne oturtmayı sağlar ve Ben ‘i korur. Ancak bireysellik her ne kadar ön planda tutulsa da sosyal bir varlık olarak grupsallaşma, eşleşme arzusu devreye girdiğinde bu durum ilişkiyi başlatma ve sürdürmeyi zorlaştırabilir. Günümüzde sık sık yaşanan sosyal izolasyonu, Ben-Sen’i korumak için içe çekilişi, Biz olmaktan kaçınmayı, ortaya çıkaran da budur. Yaşamda yok olma hissiyatını deneyimlediğimiz acılar, hastalıklar ve kayıplar Biz’e bu izolasyondan çıkıp Ben’i Sen’le yeniden dansa davet etmemizi hatırlatır. Tek başına mücadele edemediklerimiz vardır, Biz olmak güç katar ve destek sağlar.

Ben-Sen ve Biz’in matematiksel ispatı farklıdır, Ben birdir, Sen birdir; Biz bir bir daha iki değildir, Biz de birdir. Bu bir toplama işlemi değildir, 1×1= 1 , Ben x Sen = BİZ