Paralel İlişkiler

PARALEL İLİŞKİLER
Digital çağa adım atmak hayatın her alanını kolaylaştırdı kolaylaştırmasına ama böylesine hızlı iletişebilmek karşılanmayan duygusal ihtiyaçları farklı yollardan tamamlama çabasını da beraberinde getirdi. Eskiden sevgiliye bir mektup yazılır günler sonra cevabı gelirken şimdi dakikalar içinde birden fazlasını yazmak mümkün oldu. Beklemenin yarattığı heyecanla karışık tatlı duygu artık yalnızca saniyeler sürebiliyor.
Yoğunuz o kadar yoğunuz ki, mailler, kişisel profiller, sosyal medya derken günün büyük bölümünü online geçiriyoruz. Duygularımız, yaşadıklarımız, gezdiklerimiz, gördüklerimiz, yasımız, sevincimiz her şey ulu orta yaşanıyor. Kimi zaman ilan ettiklerimiz birilerine dokunuyor, temas başlıyor. Kimi zaman edemediklerimiz pas geçiyor, farklı farkındalıklara erişiliyor. Paylaşılan onca yazı, söz, karikatür, müzik içimizde bir yerlerde yeni uyanışlar yaratıyor. Uyanış, karşılanmayan duygusal ihtiyaçları gözden geçiriyor ve sonunda illaki bir eksik buluyor.
Şimdide yaşanan ilişkilerin çoğu seri ve 2 uçlu ya bol şikayetli, çabuk gitmeli- bitmeli, bol çatışmalı ki bu daha ilişkiyi oldurtma çabasında olanlarınki; ya da sıfır temaslı, sessiz-sedasız, herkes halinden memnun düzen değişmez artık kabul edilmiş durumda olanlar var. İşte tam da bunları yaşarken, benzerine maruz kalan ötekiyle karşılaşmalar başlıyor veya hiç yaşamayanla kıyas kabul etmez çarpışmalar.
Bugünlerde ötekini hayatına almanın yeni bir şekli var: Paralel İlişkiler. Birbirini sonsuza dek kesmeyen iki doğru gibi paralel ilerleyen ilişkiler… Sonsuza dek birlikte olma gibi bir beklentileri yok, kaprisleri yok, ısrarları yok, inatları yok. Çoğu kez fiziksel temasları bile yok, buluşmaları nadir, yalnızca online temasları var, o da içlerinden geldiği zaman, görev gibi her anda değil. Niye aramadın, niye mesaj atmadın, niye haber vermedin’ leri de yok. Prematüre güven yok, enlemesine boylamasına sohbet var- gündelik rutinden değil yalnızca hayata dair her şeyden- , konuşurken gözlerinin içine bakmak var, eline telefon veya tablet alınca ötekinden özür dileyip izin alma nezaketi var, sabır var, telaş yok. Çok ütopik geliyor di mi? İlişkiler digitalleşmeden önce ilişkinin doğası zaten böyle değil miydi? Kolay ulaşılabilir olmak her açıdan ilişkiyi kolaylaştırmadı mı?
Elimizde ne var, kolaylaşırken yoğunluğunu kaybeden ilişkiler, zamanı dar, sabrı az partnerler var. Var olan ilişkinin bir ikamesi gibi görünse de paralel ilişkiler aslında hepimizin özlediği içi dolu, hayaldi gerçek oldu dediği ilişkilerin ta kendisi. Biraz nostaljik belki ama asıl ütopya asıl ilişkimizi paralel ilişki formunda yaşayabilmek gerektiğidir.
Tüm digitalleri kapatıp, durup düşünmeli; karşılanmayan duygusal ihtiyacımız ne ve bunu partnerimizden talep edebilecek kadar ilişkiye izin veriyor muyuz? Yoksa o böyle biri değişmez deyip ötekinden mi talep ediyoruz? Kimse sadece ‘’böyle biri ‘’ değildir, içinde göremediklerimizi de barındırır, bazen yanınızdakine bir paralel durup bakabilmek gerekir. Tüm görevlerden, rollerden, beklentilerden, arzulardan bağımsız tam karşıdan paralel bakabilmek diyorum.
Denemeye değer!

Kıskançlık

http://www.caferuj.com.tr/fotohaber/yasaminiz/kiskanclik

Kıskançlık tam olarak nedir?

Kıskançlık, bir başkasında olan maddi ya da manevi bir değerin kişinin kendisinde olmamasından veya kıyaslama yaparak kendisinden/kendisininkinden daha iyi olduğu kanısına varması ya da mevcut olanı daha iyi olana kaptırma korkusu olarak tanımlanabilir. İlkel bir duygudur, ortalama 18 ile 36 aylıkken gelişmeye başlar.

Bir çeşit hastalık sayılabilir mi?

Kıskançlık hem bir sebep hem de bir sonuçtur. Hastalık demek yerine davranış bozukluğu tabiri daha yerinde olur. Esasında başka rahatsızlıkların göstergesidir. Özgüven eksikliği, ruhsal bunalım, depresyon, kaygı bozukluğu gibi problemlerle birlikte seyredebilir. Terapilerde, kıskançlık eğer ki kişide işlev kaybına yol açmışsa, yani uykuda, iştahta ve iş görmede bozulmaya kadar varmışsa, psikiyatrik tedavi ve ilaç tedavisi daha etkilidir. Bununla beraber özgüven eksikliğini ve kişilik bozukluklarını da davranışçı terapiyle ele almak kişinin bu duyguyla başa çıkmasını sağlar.

Genellikle tedavi ne kadar sürüyor ve etkisi ne zaman görülmeye başlıyor?

İlaç tedavisinde sonuca ulaşmak biraz daha hızlı ancak terapiyle desteklendiğinde daha kalıcı bir sonuca ulaşmak ortalama 8 ila 12 seanslık bir süreçte mümkün oluyor. Tabii süre herkeste farklı olabiliyor, belirleyici olan kişinin yaşı, eğitim durumu, varsa başka rahatsızlıklarının etkisi ve de tedaviye kendi arzusuyla gelmesi diyebiliriz.

Tamamen yok edilebilinir mi?

Kıskançlık hepimizde olan bir duyguyla zaman zaman açığa çıkan olumsuz bir tutumdur. Doğrusu yok edilemez, ancak yönetilebilir. İnsan sosyal bir varlık ve elbette kendini kıyaslama farkındalığına ihtiyacı vardır. Kıskançlık terapisinde ilkel duyguyu olgunlaştırmak amaçtır, kişiyi algısal ve davranışsal olarak ilkel bir duygu olan kıskançlıktan, olgun bir duygu olan şükrana taşımak izlenen yoldur.

Kıskançlık üzerine bilinmeyen tüm gerçekler

Peki kişi, kendi kendine tedavi edebilir mi?

Özgüven telkin ederek, her insanın biricik olduğunu kendine aşılayarak elbette edebilir. Kıskançlık duygusu ergenlikten itibaren azalan bir eğride seyreden yaşla birlikte kişinin yaşamına etkisini kaybeden bir duygudur. Örneğin, pırlanta dünyanın her yerinde pırlantadır ve değerlidir, her insan da bir pırlantadır. Ya da kendinizi bir istiridyeden çıkan tek bir inci tanesi olarak da görebilirsiniz. Kıskançlığın azı değil de, aşırısı zarar şeklinde bilinir.

Aşırı kıskançlık ve aşırı olmayan kıskançlık neye göre sınırlandırılıyor?

Aşırı kıskançlık davranışın ve duygunun kişinin hayatının her anında herkesle ilişkisinde açığa çıkması haliyken, aşırı olmayan kıskançlık bu duyguyu tetikleyecek bir davranışla karşılaştığı takdirde verdiği doğal kıskançlık tepkisidir.

Hiç kıskanmamak normal mi?

Hiç kıskanmamak insan doğasına aykırı bir davranış modelidir. Ancak kişinin ruhsal anlamda fazlasıyla olgunlaştığı kanısı hakimse, halk arasında ermiş dediğimiz, normal kabul edilir. Aksi durumda kişinin megaloman, umarsız ya da farkındalığının düşük olduğuna yorulur.

Kıskançlığı en çok tetikleyen durumlar neler oluyor?

Kişinin özbakımıyla fazla ilgilenmesi, maddi güç, fiziksel güzellik, kalabalık sosyal ağlara dahil olma, statüsel güç, rekabet algısı yaratan her durum, duygusal manipulasyonlar ve sonunda bir ödül yatan her durum tetikleyebilir.

Ayrıştırırsak, erkek ve kadın genellikle neden kıskanıyor?

Erkekler genellikle maddi ve statüsel gücü kıskanırken, kadınlar fiziksel güzellik ve partnerlerini kıskanıyorlar. Kadınların daha çok kadınları incelediğini ve kıskandığını söyleyebiliriz. İlişkilerde sıklıkla kişilerin geçmişteki ilişkide oldukları kişileri de kıskanma en çok karşılaşılan durumdur. İş ortamındaki dostlukları kıskanma da en yoğun yaşanan durumlardan biridir. Kişinin bizzat kontrol edemediği,yeterince bilgi sahibi olmadığı ve ilk kez karşılaştığı durumlarda kıskançlık duygusu ortaya çıkıverir.

Peki son dönemlerin en popüleri sosyal medya, kıskançlığı tetikliyor mu?

Sosyal medyanın hayatımızda büyük bir yer işgal etmeye başlamasıyla beraber bunun yaratttığı en büyük sorun kıskançlık duygusunu tetiklemesi diyebiliriz. Geçmiş ilişki ağlarını yeniden yapılandıran, herkesin özgürce paylaşım içinde olduğu ve kişinin insiyatifinde olan bir ortam yaratan sosyal medya, ikili ilişkilerde kıskançlığı arttırmaktadır. Her iki cins içinde kişinim gittiği yerlerden, yediğine içtiğine, birlikte olduğu kişilerden, fotograflarına kadar paylaşması bunu yapamayan veya görece daha azıyla yetindiğine inananlarda kıskançlık duygusuna yol açmaktadır. Sanal dünyada hayranlık kazanmak, takipçi sayını arttırmak, görsel olarak beğenilmek, yaptıklarını sunabilmek, tanışma-bağlanma-ilişki olmaksızın flört edebilmek kıskançlığın ana nedenleridir.

 

Hürriyet İK Zaman Yönetimi !!!

* Türkler zaman yönetiminde nasıl? Yabancılardan farklılıkları neler? Hangi konularda
benzerler?

Türklerin zaman yönetiminde diğer uluslarla karşılaştırdığımızda maalesef sınıfta kaldığını
söyleyebiliriz. Ayrıntılarda boğulma, prosedürlerin fazla olması, hata yapmaktan kaçınmak
için fazlasıyla mükemmeliyetçi yaklaşma, günlük taze planlar yapmak yerine otomatik hareket
etme, erteleme, yetkinlik paylaşımının az olması,aktif dinlemenin olmaması, dinlenme
saatlerini sınırlandıramama gibi zaman yönetimini sekteye uğratan durumlarla ülkemizde sıkça
karşılaşılmaktadır. Endüstriyel toplumlarda genellikle kişinin kişisel zaman dilimini; ailesiyle, dostlarıyla
ve kişisel zevkleriyle geçen, etkin yönetemediği gözlemlenmektedir. Bu durum ülkemizde de en
yoğun şekilde özellikle İstanbul’ da yaşantılanmaktadır. Yabancılardan farklı olarak ülkemizde
prosedürlerin zaman kaybına yol açması, hiyerarşik düzenin getirisi, planlamayla fazlasıyla zaman
harcayıp asıl işe başlamada gecikmeler, toplantılara fazla zaman harcamak, resmi tatillerin sık sık
ve uzun oluşu, toplumcu bir kültür olmanın bir sonucu olarak ziyaretçilere açık kapı bırakmanın sıkça
yaşanması zaman yönetiminde zorlantı yaratmaktadır. Birçok kültürde ortak olan günlük planlama
yapamamak,etkili iletişimin olmayışı , uzayan telefon görüşmeleri, mail bombardımanına tutulmuş mail
kutularını temizlemekle uğraşmak zaman yönetiminde karşılaşılan engellerdir.

* En çok nelere vakit harcıyorlar? (İş dışında)

İş dışında spor, kişisel bakım, internette sörf yapmak, aile ve arkadaşlarla vakit geçirmek,
seyahat etmek, tv seyretmek, dergi-gazete-kitap okumak, sinema , tiyatro, yeni hobiler
edinmek,konser ve etkinliklere katılmak, kişisel gelişim için danışmanlık almak –
terapi,alternatif terapiler, yoga-meditasyon…- , telefonda ve internette muhabbet etmek,
şans oyunlarına kafa yormak, hiç bişey yapmadan durmak, hayal kurmak en çok vakit
harcadığımız etkinliklerdir diyebiliriz.

* İşe başlamaları ne kadar zaman alıyor? (sabah çay kahve, kahvaltı vs)

Sabah işe aktif olarak başlama süresi işe geliş saatinden ortalama minimum 30-45 dakika
maksimum 1-1,5 saat sonra olmaktadır. Elbette bu durum işin konseptine, iş yoğunluğuna
ve kişinin yetkinliğine bağlı olarak değişiklik göstermektedir. Genellikle kahvaltı, çay ve
kahveyle beraber çalışanların öncelikle maillerini ve günün haberlerini okuduğu, takiben günü
planlamaya çalıştığı ve sonra işe başladığını söyleyebiliriz.

* Gün içinde iş dışında nelerle uğraşıyorlar?

Gün içinde daha çok sosyal medyanın hayatımızdaki yerinin artmasıyla beraber çalışanların
sıklıkla buralardaki hesaplarını kontrol ettiğini, kişisel maillerini okuduğunu, bu aralar yine
çok popüler olan fırsat sitelerinde alışveriş keyfi yaptığını, işiyle alakalı konularda artı değer
katabilecek eğitim, kongre, konferans araştırmalarıyla uğraştığını söylemek mümkündür.
Dedikodu, akşam için plan yapma, tatil planlama, hobi paylaşımı da iş dışı günlük rutinlerde
yar almaktadır.

* Kişisel şeylere (telefon, mail) günde ne kadar zaman harcanıyor?

Kişisel telefonlar ve maillere harcanan ortalama zaman günden güne değişmekle birlikte
günlük ortalama 30-50 dakikadır. Ancak çalışma saatlerinin totalde fazla olduğu bir ülke
olduğumuz için bu süre uzayabilmektedir. Telefon ve maillerin içerikleri de genellikle

iletişim, etkileşim ya da bilgi paylaşımından daha fazlasını kapsadığı için hatırı sayılır
düzeyde zaman kaybına yol açmaktadır.

* Çalışma saatlerimiz belli ama aslında günde kaç saat çalışıyoruz?

Sabah işe başlayana kadar geçen süredeki kaybı çıkartırsak sabahtan öğlene kadar 2-3 saat ,
öğle yemeğinden akşama kadar geçen süredeki kaybı da çıkartırsak öğleden sonrada 3-4 saat
aktif çalıştığımızı söyleyebiliriz. Toplamda 5-7 saat aralığında bir çalışma süremiz var. Yine
fazla mesailer ve kaybı telafi etmek için harcanan ekstra efor hariç diyebiliriz.

* Zamanı verimli kullanmak için neler yapmalıyız?

Zamanı verimli kullanmak için zamanı yönetmemizi engelleyen blokajları, tuzakları bir an
önce ortadan kaldırmalıyız. Bilinçli hareket etmenin yolu önce planlamak, sonra aksiyon
almaktan geçer. Hedef aksiyonlarımız…

*Zamanınızı etkin kullanın, planlarken çok acil yapmanız gerekenleri öncelikle
tamamlayın. Bunun için yapılacaklar listesi hazırlayın, önceliklerinizi ve eksiklerinizi
planlayın.
*Günlük yapılacaklar listeniz mutlaka olsun.
*Uzun ve kısa vadeli hedeflerinizi belirleyin.
*Aceleci davranmayın, sakin ve sabırlı olup adım adım ilerleyin.
*Gereksiz kırtasiyecilik yapmayın, masanız ve özel eşyalarınız hep bir düzen içinde
olsun.
*İşlerinizi paylaşın, gerektiğinde sorumluluk verin.
*Kendinize bitirme (deadline) tarihleri belirleyin.
*Ertelemeyin, hemen başlayın, yarım bırakmadan , başka işe geçmeksizin tamamlayın.
*Kendinizi tanıyın, sınırlarınızı fark edin; hangi durumlarda zamanı nasıl yönettiğinizi
gözlemleyin.
*Günün hangi saatlerinde daha yüksek hangi saatlerinde daha düşük enerjiye sahip
olduğunuzu belirleyin, ona göre planlama yapın.
*Öncelikle sıkıcı olan kaçtığınız işlerinizi halledin.
*Davetsiz misafirlere ve telefon konuşmalarına fazla zaman ayırmayın.
*Hayır diyebilmenin hafifliğini yaşayın.
*Kararsız kaldığınız noktalarda alternatifleri eleyin.
*Kendinizi gereğinden fazla işe adamayın, dinlenmeye, sosyal aktivitelere, spora ve
küçük kişisel ödüllere zaman dilimi yaratın.

* Zaman yönetimi nedir?

Zaman Yönetimi, ortalama bir insan ömründe iki yüz bin saatlik bir zaman dilimini planlama,
şekillendirme, en keyifli,en doyum verici şekilde yaşama için gereken yetkinliktir. Kıt bir
kaynak olan zamanı en etkin biçimde değerlendirme için izlenecek yoldur ve geliştirilebilen
bir beceridir.

* Zamanı iyi kullanma konusunda olmazsa olmazlar neler?

Günlük yapılacaklar listesinin her gün planlanması
Kariyer hedefleri , yaşamsal ve kişisel hedeflerin netleştirilmesi

İnsanlara gerektiğinde hayır diyebilmek
Öncelik belirleyebilmek
Net ve kararlı olmak
İhtiyaçlarımızla ilgili farkındalık geliştirmek
Öze inebilmek ve ayrıntılarda boğulmamak
Kullandığımız alanların genel bir düzene sahip olmasını sağlamak
Ertelemekten vazgeçmek
Saat, takvim ve anımsatıcı gibi zaman bildirgeçlerini kullanmak
Aktif dinlemek ve katılım göstermek
Talep edebilmek ve yetkilendirmek,gerektiğinde sorumluluk paylaşımı
Potansiyelimizi iyi analiz edebilmek, ne kadar sürede ne yapabileceğimize dair gerçekçi
inançlar geliştirmek
Anda olmak , bugünü yaşamak

* Bu konuda yapılmış çalışmalar istatistikler var mı? Neye ne kadar zaman harcıyoruz gibi…

24 saatin ortalama 6-8 saatlik dilimini uyku için,1 saatlik dilimini kişisel bakımımız için , 2 saatlik dilimini
yemek için , aile,arkadaşlar ve serbest zaman için 3-4 saatlik dilimini ve de 8-9 saatlik dilimini iş-işe
ulaşım için harcamaktayız.

* İş yerinde zaman kaybına neden olan şeyler nedir?

Planların net olmayışı, erteleme, sorumluluk paylaşmama, yetkinlik vermeme, çatışmayla
vakit kaybetme, iş planının belirsiz oluşu, davetsiz ziyaretçiler, uzun telefon konuşmaları,
sonuca varmayan ve uzayan toplantılar, yöneticinin kendini yönetmeyi bilmemesi, teknik ve
tedariksel problemler, sosyal medyada harcanan zamanın kontrol edilmeyişi, uzayan yemek
ve kahve saatleri, sigara molaları, kişisel problemlerin işe aksettirilmesi, mobbing, dağınıklık,
konsantrasyon güçlüğü çekmek, yeterince dinlenmeye vakit ayıramamak zaman kaybına
neden olmaktadır.

* Aynı anda takip edilmesi gereken çok iş varsa ne yapmalıyız?

Birden fazla işle uğraşmak durumunda kaldığımızda çok önemli işler, önemli işler ve görece
daha az önemli işler diye üç gruba ayıraraktan günlük yapılacak işler listesini planlayabiliriz.
Çok önemli işlerle başlayıp daha sonra diğer iki grubu sırasıyla yapmak hem zamanı etkin
kullanmanızı sağlar hem de konsantrasyonu ve iş verimliliğini arttırır.

* İş yerinde güne nasıl başlamalıyız, nasıl bir plan program yapmalıyız?

Günlük yapılacaklar listesini acilden başlayarak planladıktan sonra hergün zaman yönetimine
yeni alışkanlıklar katarak başlamak gerekir. Zihin hergünü aynı şekilde planlarsak yeni bir
uyaran alamadığı için bu durumu otomatik davranışa dönüştürür , bu da yaratıcı düşünmeyi
engeller. Zamanı etkin yönetebilmek için hızımızı, belleğimizi, dikkatimizi, esnekliğimizi ve
problem çözme becerilerimizi geliştirmemiz önemlidir. Bunun en iyi yolu her günü bir önceki
günün rutininden farklı kılacak bir etkinlik eklemektir. Örneğin birgün işe farklı bir yoldan
gitmek, birgün farklı bir salata yemek, birgün hiç tıklamadığınız bir web sitesine girmek, hiç
gitmediğiniz bir kafeye gitmek gibi…
İşe koyulduktan sonra her saat başı ortalama 5-10 dakikalık molalar vermek hem beden hem
de zihin için en ideal olanıdır. Günün bitiminde keyifli bir ödül eklemekte günün sonunu iple
çekmenizi ve zevkle çalışmanızı sağlayacaktır.

*Zihnini, duygularınızı, düşüncelerinizi bir lastik gibi düşünün esnetin, hayal edin.
*Her gün kendinizi en az bir şey için ödüllendirin.
*Sizi gülümseten insanlarla gün içerisinde en az bir kez temasınız olsun.
*Doğayla bütünleşin, yağmurda ıslanın, karda yürüyün, güneşten enerji alın.
*Kendinize söylediğiniz her şey gerçeğiniz olur, kendinize yaşamak istediklerinizi
söyleyin.
*Geçmişi değiştiremeyiz yarını şekillendirebiliriz; ancak bugünü kontrol edebiliriz,
anda kalın her nerdeyseniz orda olun.Zaman akıp gider, o akarken siz zamanı yönetin!
Bunun için her şeyin mükemmel olduğu bir an beklemeyin, şimdiyi yöneterek
başlayabilirsiniz. Şimdi zamanım yok diyebilirsiniz ama önce kendinizi sonra zamanı
anımsayın.

 

Bu Bahar Depresyonsuz Olsun!!

Uzun soğuk kış gecelerinde, sıcacık yatağımıza usulca sokulup uyumaya meyilli olduk, güneşi bulutların arasından bir cee yaptığı anlarda görüp azıcıkta olsa serotonin salgıladık, eğlenceli etkinlikler yerine ev kuşu olduk. İçimize döndük, en çok kendimizi gördük, ama kış uykusu- uyuşukluğu bitti. Biten her şeyi terk ederken yaşadığımız o yas süreci bahara geçerken de bizi uyum sağlama da zorlantıyla karşılayabilir. Bu uyum sürecine bir direnç olarak mevsimsel depresyon gelişebilir ve sıklıkla da bahar aylarında ‘’bahar depresyonu’’ olarak seyreder.

Kışın yetersiz güneş ışığına maruz kalmak, beyinde bazı kimyasal maddelerin, özellikle de mutluluk hormonu serotoninin dağılımını bozar, hormonların düzeylerini değiştirir, libidoyu düşürür. Uyku-uyanıklık düzeylerinde ve vücut ısısında düzensizlikler yapar. Baharla birlikte beden de zihin de doğaya uyum sağlama çabası içine girer. Kimi zaman bu çaba beden de tipik depresyon belirtileri olan süregelen yorgunluk, uykuya dalmada güçlük, yorgun uyanma-uyanamama, enerjisizlik, iştahta bozulma, günlük rutini yerine getirememe, libido da düşme ve çeşitli psikosomatik hastalıklara yol açar. Ruhsal olarak çökkünlük, umutsuzluk, sinirlilik,kolayca ağlama, kaygı ve korkular, isteksizlik ve konsantrasyon kaybı gibi sonuçlar ortaya çıkar.

İlkbahar çoşkulu bir uyanışı simgeler aslında, etraf yeşillenir, çiçek kokuları havaya karışır, güneş yüzünü açar, hayata katılmak için arzu ve istek uyanır. Ancak kıştan kalan tükenmişlik sendromu varsa ve bu çoşkuya katılma arzusuna rağmen zaman, ekonomik sıkıntılar ve kişisel problemler engel teşkil ediyorsa depresyon belirtileri yine baş gösterir.

Bahar, temizliği, arınmayı, yeniden yapılandırmayı temsil eder; yeni heyecanlar, yeni girişimler, yeni aşkları… Enerji de birdenbire artma, yerinde duramama, konsantrasyon güçlüğü gibi uyumu güçleştiren belirtilerde ortaya çıkabilmekte, bunlar engellendiğinde sonuç yine bahar depresyonu olmaktadır.

Bahar depresyonu eskiden bu isimle anılmıştır, daha sonra yapılan çalışmalarda bu durumun sadece bahar mevsimine özel olmadığı bazı insanlarda depresyonun mevsimsel olduğu anlaşılmış ve psikiyatri literatürüne mevsimsel depresyon adı altında girmiştir. Bahar aylarında depresyon, panik atak, yaygın kaygı-anksiyete- bozukluğu gibi rahatsızlıklarda artışlar, hem var olan belirtilerde artışlar, hem de nüksetmeler görülebilir. Bu gibi durumlar bahar yorgunluğu ile karıştırılmamalıdır. Kısa süreli psikoterapiler ve ilaç tedavisi mevsimsel depresyon konusunda etkili olmaktadır.

 

En az iki hafta boyunca aşağıdaki yakınmalardan beşinin olması depresyonu işaret etmektedir:

● Kendini sürekli üzgün ve boş hissetme
● Umutsuzluk, çökkünlük, suçluluk ya da değersizlik duyguları.
● Halsizlik,enerji kaybı  ya da günlük işlere karşı ilgide azalma, performansta düşüş

● Cinsel istekte azalma.
● İştah ve uyku düzeninde bozulma

●Aşırı hareketlilik veya uyuşukluk

● Sinirlilik,kolayca ağlama, kaygı ve korkular

● Konsantrasyonda azalma, unutkanlık ve karar vermekte güçlük

● İntihar düşünceleri,  intihar planı ya da girişimi

● Uzun süreli, tedaviye yanıt vermeyen bedensel şikayetler ve ağrılar

Kendimizi bahara hazırlarken yeni etkinlikler planlamak, farklı gruplara girmek ve sosyal ağlarımızı genişletmek, uyku düzenimizi yeniden yapılandırıp daha erken güne başlamak mümkün olduğunca gün ışığından istifade etmek, açık havada yürümek ve doğayla bütünleşmek, iştahımızı dengelemek için yeme alışkanlıklarımızı düzenlemek, baharın çoşkusunu enerjimize katmak ve kıştan kalan yılgınlıkları, tükenmişlikleri geride bırakmak, arınmak ve tazelenmek için yeni bir fırsat yaratmak baharı depresyonsuz geçirmemizi sağlayacaktır.