post

ANNE OLDUKTAN SONRA EŞ OLMAYI UNUTMAMAK!

mutlu-anne1

 

Anne olduktan hemen sonra, zorlu geçen 9 ayın ardından uykusuz geceler, değişen hormonların etkisine ayak uydurma çabası, yepyeni bir deneyimi keşfetmenin keyfiyle beraber bir süredir kendini ihmal edilmiş ‘’taze baba’’ ‘nın sessiz yakarışlarıyla da başa çıkmak gerek… Erkekler baba olmayı başarana kadar geçen sürede annenin bir yandan da babayı pışpışlaması , hazırlaması süreci var. Kadın hormonlar sayesinde kolayca uyum sağlayabilirken erkekler genellikle daha fazla uyum sorunu yaşamakta. Anne olduktan hemen sonra yeniden sevgili olabilmek, yeniden ateşli bir çift olabilmek herkes için pek kolay olmuyor.

Farklı ülkelerde yapılan çalışmalar gösteriyor ki , hamilelik süreci kadının kendini esasında fazlasıyla çekici de hissedebildiği bir dönemken, ülkemizde hamilelik süreci ve sonrasında kadınların böyle hissetmelerine rağmen eşlerinden yeterince ilgi göremediklerini ve hamilelik sonrası depresyonunun altında yatan önemli etkenlerden birinin bu olduğu bulgusunu gözler önüne sermektedir. Bu durum erkeklerin kalıpyargılarla hareket etmelerinden temellenmektedir. Anne, kutsallık, bebeği koruma içgüdüsü bu kalıpyargıların bazılarıdır. Kadınların da anne olduktan sonra eşlerine ilgi göstermeyi atladıkları koşullarda elbette söz konusudur. Çocuk odaklı yaşayan, doğum sonrasında tüm hayatı bebeği olan anne modelinde de yatakları ayırma, tüm zamanını bebekle geçirme, sosyal faaliyetlerden tümüyle uzaklaşma, kişisel bakımı artık önemsememe sık karşılaşılan durumlardır. Bu durumdaki annelerin eş olmayı unuttukları için, genellikle aldatılma problemiyle karşı karşıya kalarak terapiye başvurduklarını söyleyebiliriz. Eşler arasındaki ilişkide dinamikler günlük değişmektedir ve 24 saatlik süreçte taze ilgi, sevgi, paylaşım şarttır. Evliliklerde önce eş sonra anne ve baba olduğumuzu unutmamak gerekir, ilişkinin temeli çift olabilmektir.

Mutlu bir bebek yetiştirmek her şeyden önemlidir, bebeğin mutluluğunun temeli çiftin mutlu bir ilişkiye sahip olabilmesidir. Eş olarak varolabilmek için, birbirinizi 24 saat boyunca var edin, ihmal etmeyin. Sevgiyle büyüyen bir bebekten daha sağlıklısı yoktur.

ÇOCUKTA BENLİK SAYGISININ GELİŞİMİ

Çocuğun sosyal gelişim sürecinde geliştirdiği kişilik, en yakın çevresi, yani anne baba, kardeşler ve ev içinde yaşayan diğer aile üyeleriyle yakından ilişkilidir. Bu çevrenin çocuğa gösterdiği olumlu ve olumsuz tepkiler çocuğun kişiliğinin gelişmesinde önemli rol oynar. Şöyle ki, söylediklerine aldırış edilmeyen, fikrini belirttiği zaman sürekli eleştirilen çocuk haliyle suskun, içine kapanık, güvensiz, huysuz ve saldırgan olabilir. Buna karşılık, söyledikleri çok önemli olmasa da dinlenen, önemsenen, fikrini belirtmesine izin verilen, fikri çok geçerli olmasa da duyulan, çocuk ise daha güvenli, daha sosyal ve daha sağlıklı bir kişilik geliştirir.

Bu dönemde çocukta bitmek bilmeyen bir soruşturma ve öğrenme eğilimi vardır. Atılganlık, sorular sorma ve girişimcilik belirgindir. Bu özellikler, ona bir şeyler becerebilme yetisini kazandırır. Bu sürede girişim duygusu benliğe yerleşir. Girişim duygusu, özerk ve özgür düşünmek, geleceğe yönelik hayaller ve eyleme geçmek için güç sağlar. Korkular, aşırı suçlama, cezalar ya da başka engeller bu girişim duygusunun gelişimini kısıtlayabilir. Bu dönemin tehlikesi aşırı suçluluk duygusudur. Benlik bilincinde çocukluk yaşantıların etkisi çoktur. Benlik bilinci kişinin kendisiyle ile ilgili kafasında taşıdıkları bir resme benzetilebilir. Kendine güveni yüksek olan kişilerin başkaları tarafından beğenilmeye gereksinimi daha az, kendi benliğini değersiz gören, kendine güveni olmayan kişilerin ise daha çoktur. Kişi kendi kendine konuşurken benliğini şekillendirir. Kişiye ait ideal benlik vardır. Hayal ettiği ve olmak istediği benliktir. Bu iki benlik arasındaki farkın fazlalığı bireyin benliğine saygısını düşürmektedir. Bireyin başarısızlığı çevresi tarafından küçümsenince birey tarafından içselleştirilmekte ve başarıyı benliği değerlendirmede bir ölçüt olarak kullanmaktadır. Başarısızlık sorununu çözümlemek için benlik güçlendirilebilir. Bunu için öğrencilerin başarısızlığa bakış açılarını değiştirmelidir. Başarısızlık sorunlarının altında yanlış şartlanmalar ve olumsuz tutumlar yatmaktadır. Başarısızlık sorununun kökleri ana – baba çocuk ilişkilerine dayanır. Temel güven yerine güvensizlik, bağımsızlık yerine kararsızlık, girişkenlik yerine suçluluk duyguları geliştirmiş olabilir.
Bazı anne babalarda ideal çocuk modeli vardır. Kendi çocukluklarında gerçekleştiremedikleri şeyleri çocuklarının gerçekleştirmesini isterler. Ama bunun için, onun ilgi ve yeteneklerini hiç dikkate almazlar. Çocuğun dil öğrenmesini, resim yapmasını, sporun bütün dallarında başarılı olmasını, değişik müzik aletlerini çalabilmesini isteyebilirler. Fakat burada dikkat edilmesi gereken nokta; anne – babanın çocuklarından beklentileri değil, çocuğun ilgi ve yetenekleridir. Anne babalar öncelikle çocuklarını tanımalı, onları ilgi, yetenek, kapasite ve isteklerini bilmeli ve bu doğrultuda yönlendirmeye çalışmalıdırlar. Çocuğun benlik saygısı büyük ölçüde anne baba tarafından şekillendirilir.

Çocuklarımızın istediğimiz davranışlarda bulunmalarını sağlamak için önce kural ve beklentilerimizi açıklamalı sonra da desteklemeliyiz. Yani sürekli çocuğun olumsuz davranışlarına olumsuz tepki göstermek yerine, olumlu davranışlarını da takdir edip pekiştirmek, bu yoldaki çabalarını övmek ve desteklemek gerekir. Örneğin; Çocuk bardağa su doldurmaya çalışıyor. Bunu göre anne bardağın kırılma ihtimaline ve çocuğun yapamayacağını düşünerek suyu kendisi doldurur. Bunun yerine, çocuğa bardağı nasıl dolduracağını gösterse ve yapmasını beklese çocuğun gelişimi açısından daha faydalı olacaktır. Bazı anne babalar çocuğun gelişimine yardımcı olmak amacıyla sürekli onların kusurları üzerinde dururlar. Tabi ki bu tutum tam tersi bir etki yapacak ve çocuğun cesareti
tümüyle kırılacaktır. Sadece ve sürekli olumsuz tepkilerle büyüyen çocuklar, bir süre sonra isyan eder, cevap verir, söz dinlemez olur ve daha da önemlisi yaşam heveslerini yitirir, kendisine güvenmez ve küskün olurlar. Bunun karşılığında, olumlu davranış ve çabaları takdir gören çocuklar, daha hevesli ve güvenli hareket eder ve daha kolay söz dinlerler. Çocuklar bizi dinlemiyor gözükseler bile, söylediğimiz her sözü veya yaptığımız her eleştiriyi dikkatle izlemektedirler. Bu nedenle, eleştiri yaptığımız zamanlarda hatta övgüde
bulunduğumuzda, sözlerimiz çocuğun kişiliğine değil, davranışına yönelik olmalıdır. Çocuklarımızla konuşurken olumlu ifadeler kullanmaya çalışmalıyız. Çocuklarda görmek istemediğimiz davranışları değil, görmek istediğimiz davranışları vurgulamalıyız.
Her çocuğun daha yetenekli ve güçlü olduğu alanlar mutlaka vardır. Bazıları müzikte, bazıları sanatta, sporda veya insanlarla ilişkilerde daha başarılı olabilir. Kimisinin doğal bir espri anlayışı, çok yumuşak bir mizacı veya sonsuz bir enerjisi olabilir. Sonuçta her kişinin dünyaya sunacağı özel bir yeteneği vardır. Bir çocuğun kendi özel yeteneklerinin farkında olarak büyümesinde ve onları keyifle kullanmasında anne ve babanın çok önemli bir rolü vardır.

Anne ve babaların sevgi dolu yönlendirmeleri çocuğun içindeki kapasitelerini kuvvetlendirir ve geliştirir. Böyle sevgiyle beslenen çocuklar kendi geleceklerini daha iyi kontrol edebilirler. Bu duygular, çocuğun benlik saygısını arttırır. Belli bir konudaki uzmanlık duygusu, çocuğun diğer alanlardaki davranışlarını da olumlu etkiler. Eğer çocuk yeni bir şey denediğinde, onu seviyor ve başarıyorsa denemeye devam etmesi için olumlu pekiştirmelerin yapılması gereklidir. Çocuğumuza o işi başardığında daha çok sevileceğini değil de, o işi başardığında kendisinin duyacağı sevinci anlatmaya çalışmalıyız. Çocuklarımızı başarılarından dolayı değil de, kişiliğinden dolayı sevdiğinizi özellikle vurgulamalıyız. Çocuğun güçlü olduğu noktaları da sık sık dile getirmeliyiz. Anne ve babası tarafından her şartta sevildiklerini hisseden çocuklar, hayatta her zaman bir adım öndedirler. Kendilerinin değerli ve farklı olduğu duygusunu hep hisseder ve bu sevgiden güç alırlar. Çocuklar için, sağlıklı bir benlik saygısı geliştirmenin en güçlü yardımcısı sevildiklerini bilmektir. Eğer çocuklar bizim dünyamızdaki yerlerinin güvenli olduğunu bilirlerse, daha büyük bir dünyaya da güven içinde geçebilirler.

Uzm. Psk. Gülşah Beştav

Kaynaklar
Prof. Dr. Nevzat Tarhan, Makul Çözüm, Mart 2004, Timaş Yayınları
Gül, Gülbahar: (2000), Gelişim ve Öğrenme, sf. 31,61,114-117
Korkmazlar, Ümran: (1995), Ana-Baba Okulu, Remzi Kitabevi, sf. 75-83
Yavuzer, Haluk: (1987), Doğum Öncesinden Ergenlik Sonuna Çocuk Psikolojisi, Remzi
Kitabevi, sf. 112-11